Kitapları

ORGENERALMUSTAFA MUĞLALI OLAYI “33 KURŞUN”

1943’deki “Otuz üç Kurşun” olayı ile 28 Aralık 2011’deki Roboski Katliam’ı benzer olaylardır.

II. Dünya Savaşı sırasında, 1941 yılında, Batı İran’ın güney kesimleri İngiltere tarafından, kuzey kesimleri Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmişti.

Sovyet işgal bölgesinde, Mehabad yörelerinde, Kürdistan’da bir milli hareket filizlenmeye başlamıştı. Günden güne artan bu milli hareket, Kürdlerin moralini güçlendiriyordu. Özalp tarafında oturan Kürdler de Doğu Kürdistan’a geçişler yapıyorlardı. Özalp, Başkale vs. ‘Batı Yakası’ndaki Kürdistanlılar etkilenmesin diye böylesi bir, “Otuz üç Kurşun” ya da Geliyê Sapo katliamı ile Kürdlere ‘haddini bildirmek’ anlayışı yaşama geçirilmişti.

Roboski katliamında da benzer bir süreç yaşandı. Buralarda da sınır aşiretleri, akrabaları bölünmüştü. Buna rağmen, akrabalar, aileler arasında ilişkiler yoğun bir şekilde sürüyordu. Roboski köylüleri, Güney Kürdistan ile ticaret yapıyor ve bulundukları konumları itibarı ile sınırdaki karakolların bilgisi, görgüsü dâhilinde, gidip geliyorlardı. Bu köylülerin Güney Kürdistan’daki gelişmelerden daha çok etkilendiklerini gösteriyordu. 34 Kürd köylüsünün bombalanması aslında, sınırdaki Kürdlere verilmek istenen bir mesaj oluyordu.

1990’larda, özellikle Profesör Tansu Çiller’in Başbakan olduğu yıllarda, üç bin civarında “faili meçhul” denen cinayet gerçekleşmişti. Bu cinayetlerin faillerinin “derin devlet” olduğu, “derin devletin” kendisi olduğu artık yakından bilinmektedir.

Balyoz, Ergenekon vs. soruşturmaları, bu konularla ilgili açılan davalar, askeri vesayetin geriletilmesi, elbette çok önemlidir. Davalar, darbe teşebbüsü nedeniyle açılmaktadır. Fakat aynı anlayışın, Kürd bölgelerinde gerçekleştirdiği cinayetlerin gündeme getirilmemesi çok büyük olumsuzluklar içermektedir.

“ Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı / Otuz Üç Kurşun” diye hafızalarda yer edinen katliamlar, Yakın Doğu coğrafyasında, Kürdistan’da işlenen katliamlardan biridir. Bu katliam, sürece yayılan jenosit olgu ve uygulamalardandır. Bu olgu ve uygulamaların tarih bilinci açısından sorgulanması, canlı tutulması, tartışılması, aktüel kılınması önemlidir.

“Faili meçhul” denen cinayetlere gereksinim duymak, Türk siyasal sisteminin, Türk siyasal rejiminin çok önemli bir özelliğidir. Devletin, hükümetin, Kürdleri, Kürd sorununu algılamasında, en önemli olgu, bu süreçtir. Bunun da bilimin, siyasetin kavramlarıyla incelenmesi, açıklanması gerekir!

1978 yılının Mart ayında, basıma hazır hale getirilen bu kitap, tüm canlılığını 2013 Mart’ında da korumaktadır.

Kritik edilmesi dileğiyle, İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla!..

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5×21, 312 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-8-8

Fiyat: 27 TL


BİLİM YÖNTEMİ

Bilim yöntemi; insan düşüncesinin, doğayı, toplumu, toplumlar arası ilişki ve çelişkileri bilmek, kavramak bakımından geliştirdiği en önemli bir düşünce yöntemidir. Fakat bilgi edinmede kullanılan en geçerli ve en sağlam yöntemdir.

Bilim, ideoloji, resmi ideoloji, düşün yasakları, siyasal sistem, siyasal rejim, düşün özgürlüğü, ifade özgürlüğü, akademik özgürlük vb. kavramların, bu kavramlar arasındaki ilişkilerin irdelenmesi önemlidir. Bilim denildiği zaman bütün bu kavramların, ilişkilerin, açıklığa kavuşturulması gereklidir.

Bilim yönteminde, olguları görmemek, inkâr etmek, çarpıtmak, niyet, siyaset ve ideolojilere uyarlamak etik ve mümkün değildir.

“Bilim” kavramı, son yıllarda çok örselenmiş bir kavramdır. Gerekli-gereksiz her yerde kullanılmaktadır. Özellikle siyaset adamları, bu kavramı olur-olmaz yerlerde kullanarak çok örselemektedirler. Bu süreç bilim kavramının içeriğini boşaltmaktadır. Üniversite mensupları, basın mensupları da; ifade özgürlüğüne, düşün yasaklarına hiç dikkat çekmeden, ‘akademik özgürlük’ kavramına vurgu yapmaktadır.

Tarihte bilim insanı, bilim ettiği açısından, bilim yönteminden taviz veremez. Şiddet, baskı, devlet terörü ya da toplumsal – siyasal baskılar karşısında, bilim yönteminin dışına çıktığı ya da sustuğu anda ve oranda, bilim insanı olmaktan o derece uzaklaşmış olur. Bu açıdan İsmail Beşikci, bilim ettiğine sadık kaldığı ve tüm baskılar karşısında savunduklarından geri adım atmadığı için, yaşamının 17 yılını aşkın kesitini zindanlarda geçirmiştir. Tarihte fizikçi Galileo bile baskılar karşısında geri adım atmıştır, ama İsmail Beşikci geri adım atmamıştır. Bilim insanının onuru, vicdanı ve etiğini can bedeli korumuş, sahip çıkmış, dünyada örnek insan olmuş ve saygınlık uyandırmıştır.

Elinizdeki kitabın, 1976’da yapılan ilk baskısı, 1991’de de aynen yayınlanmıştır. Yeni basımında ise, ‘Bilim Yöntemi’ kitabına şu dört makale ilave edilmiştir:

Düşün Yasakları ve Sosyal Bilimler

Türk Siyasal Sistemi Karşısında Bilim-Resmi İdeoloji İlişkileri

Bilim, Resmi İdeoloji, Üniversite, Kürdler

Türk Sosyal Bilimler Derneği

Bilim; çok önemli yöntemdir. Bilimi savunmak, çağdaş toplumlar için vazgeçilmez bir değerdir. Bu bakımdan bilim yönteminin içeriğiyle ilgili tartışmalar önemli olmalıdır. “Bilim yöntemi” kitabının böyle bir amacı vardır.

İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla!..

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5×21, 208 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-63852-0-9

Fiyat: 19 TL


CUMHURİYET HALK FIRKASI PROGRAMI(1931)VEKÜRD SORUNU

CHF’nın özelliği; resmi ideolojiyi şekillendirmiş olmasıdır. CHF, kendisini “tüm milletin ve sınıfların mutlak partisi” olarak tanımlamıştır. Türk modern ulus-devletin yaratıcısı, İttihat ve Terakki Fırkası’nın siyasal ve kadrosal çizgisinin devamıdır. Bütün Türk milletinin, çelişkisiz ve çıkarsız bu partiye adapte olması ve Şef Mustafa Kemal’in tekçi düşünce ve talimatlarına uygun davranmasıdır.

Milletin her koşulda devletle bütünleşmesi, devletin karşı gelinmez, eleştirilmez, söz söylenmez bir tabu olduğunun tüm halka dikte ettirilmesidir. Şef Mustafa Kemal Atatürk’ün ise her dediğinin kanun mahiyetinde olduğu, tüm seçileceklerin kendisi tarafından önceden belirlendiğini, halk iradesi ve istemlerinin asla dikkate alınmadığı, her şeyin Şef, CHF, devlet tarafından kararlaştırıldığı ve “milletin yüksek menfaatleri” gereği her kesin uyma zorunluluğu oluşturulmuştur. CHF dışında parti, Şef Mustafa Kemal’den ayrı hizip yaşatılmayacaktı. Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 yıllık iktidarında, kendi talimatıyla oluşturulan partiler bile tekrar kendisi tarafından kapatılmış, kadroları cezai takibata tabii tutulmuştur.

Bu araştırma, CHFnin Programı ile ilgilidir. CHF Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemalin, dolayısıyla CHFnin görüşlerini radikal bir biçimde yorumlamaya ve bu görüşlere doktriner bir karakter vermeye çalışan “Kadro Hareketi” üzerinde de durulmuştur. CHF programı (1931) Türkiyenin siyasal hayatında çok büyük rol oynamış bir metindir. Demokrat Parti ve Onun devamı olan Adalet Partisi de dâhil olmak üzere, CHF kökenli bütün partilerde bu etkiyi görmek mümkündür.

CHF ve ardındaki CHP resmi ideolojinin, askeri bürokratik faşist sömürgeci diktatörlüğün ya da Kemalist Türk milliyetçiliğin(ırkçılığın) ve 90 yıllık tüm Türkçü ve Türkiyeci partilerin programlarına sindirilerek devam ettirilmektedir.

Tamamı o zamandan beri şekillendirilen resmi ideolojinin eksenindeki partiler, Kürdlerin Ulus varlığını inkâr etmek suretiyle, Kürdlere, Türk dilini ve Türk kültürünü dayatan partiler olmuşlardır.

CHF; faşist sömürgeci diktatörlüğün, tekçi İslamcılığın, ırkçı Türk milliyetçiliğinin, Kürd ulusuna karşı, sömürge siyaseti güden, İttihat ve Terakki kadrolarının etkinliğinde jenosid siyasetini uzun sürece yayarak sürdüren, önemli ırkçı Türk kuruluşudur.

Kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla!

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5×21, 175 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-7-1

Fiyat: 16 TL

DİĞER YAYINLANMIŞ KİTAPLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Paylaşalım