Kurdî English

İsmail Beşikci Vakfı tarafından “1915, Diyarbakır ve Kürtler Sempozyumu” 25.11.2014 tarihinde Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü’nde yapıldı.

İsmail Beşikci Vakfı tarafından Ekim 2013 tarihinde Diyarbakır özelinde başlayan ve yürütülen 1915 Diyarbakır, Kürtler adlı projenin tamamlanması ardından proje hakkında bilgilerinde verildiği bir sempozyum yapıldı. İsmail Beşikci, İBV Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Gürbüz ve Reymond Kevekian’ın açılış konuşması yaptığı sempozyum Ermeni soykırımı üzerine tartışmaların yürütülerek son buldu.

Sempozyum İBV Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Gürbüz’ün konuşmasıyla başladı. İbrahim Grübüz konukları selamladıktan sonra kısa konuşmasında şunlara değindi. “Yüzyıl önce İttihat Terakki Fırkasının Osmanlı imparatorluğunu Türk esasına dayalı bir imparatorluk kurma hayali farklı bir konseptle bugün "yeni Osmanlıcılık "adı altında sürdürülmektedir. 20. ci yüzyılın başında çok önemli kararlar aldılar.Kararlar arasında Ermeni nüfusu çürütülecek, Rumlar göçertilecek, Kürdler asimilasyona tabi tutulacak  ve Aleviler Müslümanlaştırılacaktı. Gayri müslimlere ait ne varsa millileştirilecekti. 1915 Ermeni soykırımı gerçekleştirildi. Süryaniler de aynı uygulamalara tabi tutuldu. Rum nüfusu mübadeleyle göçertildi. Türk resmi ideolojisi,Kürd nüfusuna  yönelik asimilasyon politikasını  hayatın her alanında uyguladı. Aleviler Sünnileştirilmeye çalışıldı. İttihat ve Terakkinin devamı olan Kemalist Resmi ideolo-jiye  karşı çıkan Kürdler ve Aleviler acımasızca ezildi.Türk resmi ideolojisi,  inkarı, asimilas-yonu ve imhayı temel politikası yaptı.” Ardından konuşmasına “Kürdlerin, Ermenilerin ,Süryanilerin, Türkmenlerin ,Ezdi Kürdlerin ve farklı inanç ve gurupların özgürce kendilerini yönetimde ve hayatın her alanında temsiliyetinin sağlanacağı özgür ,demokratik bir Kürdistannın doğmasını ve bölgede örnek bir model olmasını engellemek için DAİŞ projesi hayata geçirildi. Gerçekte bölgesel ve uluslararası güçlerin büyük çoğunluğu hala Kürdlerin bir statüye kavuşmasını istememektedirler.Bunu Şengal ve Kobani pratiğinde gösterdiler.BM ve Nato , Balkanlarda ,özellikle Bosna ve Kosovada uyguladıkları pratiği Ortadoğuda göstermemeleri bundandır. Kürd ve Kürdistannın statüsüz bırakılmasında büyük rol sahibi olan  uluslar arası Anti- Kürd nizamın  bölgesel ve yerel aktörleri Kürdistannın özgürlük ve bağımsızlık istemlerine karşı çıkmaktadırlar. Bu zihniyetin Kürd toplumu içinde etkisizleştirilmesinin yolu hayatın her alanında yüksek Kürd  ve Kürdistan bilincini yaygınlaştırmak ve Kürd milli duygusunu geliştirmek olmalıdır.” Sözlerini projede yer alan ve destek veren kurum ve kuruluşlara teşekkür ederek bitiren Gürbüz’ün ardından İsmail Beşikci açılış konuşması için kürsüye çıktı.
İsmail Beşikci katılımcıları ve proje çalışanlarını kutlayarak söze başladı.

İsmail Beşikci, “Konuşmamı üç konuya değinerek yapmak istiyorum” dedi.

- Düşünce özgürlüğü ve akademik özgürlük: Fas’tan Endonezya’ya tüm İslam ülkelerinde üniversitelerin olduğunu ancak bu ülkelerin hiç birinde (İsrail hariç) düşünce özgürlüğünün olmadığını vurguladı. Zira Düşünce ve akademik özgürlüğün olabilmesinin koşulu korkusuzca her konuyu tartışmak, konuşmak, tez, anti tezlerini özgür ortamda tartışırken, hiçbir yaptırıma uğramayacak, siyasi erkin hiçbir müdahalesine takibine ve soruşturmasına uğramayacağının garantisinin olduğu ortamdır.

Düşün özgürlüğü ve akademik özgürlük ele alınırken, Avrupa’yı esas almak önemlidir. Türkiye’yi düşün özgürlüğü, akademik özgürlük bakımından mukayese ederken, elbette Türkiye Suudi Arabistan’dan, İslam ülkelerinin çoğundan daha ileridedir. Ancak Avrupa ile de mukayese edilemeyecek kadar geride bir yerdedir.

- Türkiye’nin maliyesi ve hazinesinin kaynakları: Türkiye’de tabu sayılan, üniversitelerde tartışılmasından korkulan Ermeni Soykırımı ve Kürdistan sorununun yanı sıra, Türkiye maliyesinin ve hazinesinin kaynaklarını araştırmak, ortaya koymak önemlidir. Bugün hiçbir Türk üniversitesinde Türk maliyesinin ve hazinesinin oluşum sürecini, el konulan Rum ve Ermeni mallarının nasıl el değiştirdiğini ortaya koyacak derinlikli bir araştırma ve inceleme ortaya konamamıştır. Bu konulara giren pek çok insan (öğrenci, akademisyen vs.) zorluklar çıkarılarak ve uzaklaştırılarak veya tavsiyelerle incelemelerinden vazgeçirilmeye çalışılmaktadır. Bu tür yaptırımlarla, uygulama ya da tavsiyelerle araştırmacıların özgürce incelemelere girmesini önleyen bir üniversite özgür değildir ve akademik özgürlüğü yaşama geçirecek durumda olamaz.

- “1915, Diyarbakır ve Kürtler” konulu proje çalışmasını ve üniversite dışında yapılan çalışmaları üniversite ortamına taşıyarak tartışmak, düşün özgürlüğü, akademik özgürlük konusunda çok önemlidir. Bugün Bilgi Üniversitesi’nin, Boğaziçi Üniversitesi’nin özgür tartışma ortamını sağlama konusunda, lokal de olsa bazı adımlarını, düşün özgürlüğüne iyi niyetle yaklaşımını önemsemek gerekir.

Bu tarz çalışmalar bilinmeyen pek çok şeyi ortaya koyması, üniversitelerde düşün dünyası önündeki tabuların yıkılması bakımından önemlidir.” mealinde yaptığı konuşmasını proje çalışanlarına, katkı sunan kurum ve kişilere, katılımcılara teşekkür ederek sonlandırdı.

 Konferansta Osmanlı bağlamında Ermeni-Kürt ilişkileri üzerine konuşan tarihçi Raymond Kevorkian Ermeni ve Kürt halkları arasında çok eskiye dayanan ilişki olduğuna dikkat çekti.

“1915’te Ermeni Soykırımı’nda Çerkesler yer aldı. Kürt aşiretleri yer aldı. İttihatçılar tabii ki Hamidiye Alaylarının yapısını kullanmışlardı. Ancak yerel toplum, köylüler kesinlikle bu katliamlara katılmadı. Çünkü birlikte yaşıyorlardı. Köylüler daha çok ekonomik olarak çıkar sağladı. Komşularının mallarına el koydu.

“Ama insaniyet namına olumlu olaylar da oldu. En küçük oğullarını ya da kızlarını Kürt komşularına bırakan Ermeni aileler oldu. Bu şekilde birçok çocuk kurtuldu.

“Ben 1979 ile 1980 arasında İran’da bir Kürt köyünde yaşadım. Burada altı Ermeni aile vardı ama hepsi yaşlı ailelerdi. Bu köyün özelliği şuydu. 50 yaşlarında olan Kürtler Ermenice yazıp konuşuyor, Tahran’da çıkan Ermenice gazeteyi okuyorlardı. Çünkü babaları vaktiyle Ermeni çiftçilerin yanında çalışmıştı ve köydeki tek okul Ermeni okuluydu. Bu köy örneği de gösterdiği gibi Kürt halkı Ermenilerin mirasçısı oldu.”

Konferansın İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Bilmez moderasyonundaki “Belleklerdeki 1915” adlı ilk oturumu  Namık Kemal Dinç, İsmail Beşikçi Vakfı olarak gerçekleştirdikleri projeyi ve “1915 öncesi ilişkilerde toplumsal bir kurum olarak kirvelik”  Yine projede saha çalışması yapan ve proje sonunda çıkacak kitap çalışmasında yer alan Adnan Çelik’in “ İnkar Değil İkrar; 1915’in Kürtçede dile geliş biçimleri”  aktardığı oturumda Seda Altuğ “Bugünden Geçmişe Ermeni Soykırımı Kürtler Toprak ve Devletler “ son sunum olarak da Lokman Sazan “ 1915 Sürecinde Derik; Kollektif Hafıza, İnkar ve Yüzleşme Üzerine Anlatılar” adlı tebliğini sundu.

Dinç: Yüzleşme vicdanlarda

1915’in 100. Yılı gelirken bu durumun Kürtler tarafından nasıl hatırlandığını merak ettik. Bu projeye başlama sebebimiz buydu. Son yıllarda Kürtler bunu konuşmaya başladı. Neden anlatıyorlar bunu merak ettik.

Saha araştırmamızda karşılaştığımız kadarıyla bugün 27 yaşında olan insanlar bile çok canlı bir şekilde olan biteni anlatıyorlar. Bu hikayeleri batıda bu kadar ayrıntılı duymak mümkün değil. Peki neden canlı?

Çünkü hafıza mekan ilişkisi çok güçlü.  Bu hafıza mekanları 1915 ile bağlantılı. Ermenilerin tehcir edilmek üzere toplanması ve Kürtlerin “zindan” dedikleri yerlerde öldürülmesine dair Diyarbakır’ın her ilçesinde pekçok hikaye var. Ayrıca Ermenilerle Kürtler arasında binlerce yıllık bir tarih var. Bu anlamda ortak tarih önemli. Hafızanın bugüne kadar kesintiye uğramadan gelmesinin bir diğer sebebi de şiddet hikayeleri.

Bu hafızanın devamında sembolik yüzleşme var. Bu hikayelerde katliamlara karışanlara anlatılara göre ya lanetlenmiş, ya Ermenilerin öldürüldükleri gibi öldürülmüş ya da soyları kurumuş. Bu anlamda resmi olmasa da vicdanlarda bir yüzleşme mevcut.

Kürtler ve Ermeniler arasındaki kirvelik

Tebliğimin konusu olan kirvelik ise Alevilik’te çok önemli bir kurumdur. Keza Ezidilerle Aleviler, Ermeni ve Kürtler arasında kirvelik kurularak bir dini hiyerarşi tesisi devam etse de toplumsal iletişim de sağlanmıştır.

Sahada da araştırma yaparken Ermenilerle ilişkiler nasıl diye sorduğumuzda aldığımız cevap “Çok iyiydi, Biz kirveydik” cevabını alıyoruz.” Peki bu kirvelik 1915’te nasıl işledi. Kimisi canı pahasına kirvesini korudu, kimisi hemen sattı kendi eliyle öldürdü, kimisiyse hiç sesini çıkarmadı. Bunlarla da ilgili hikayeler anlatılıyor.

Çelik: Verilen isimler soykırımı anlatıyor

Sahada araştırma yaparken önceliğimiz insanların istediği dilde konuşmalarıydı. Sözlü tarih çalışmamızın yaklaşık yüzde 70’ini Kurmanci ve Zazaki de yaptık. Halk 1915 için hangi ifadeleri kullanıyorlar bunu öğrenmek istedik.

Araştırmamış sonucunda Kürtlerin ulus devletleri olmadığı için 1915’e merkezi bir anlam yüklemediği dolayısıyla bölgelerdeki insanların 1915’i deneyimleme biçimleri üzerinden adlandırma yaptıkları sonucuna ulaştık.

Kullanılan adlandırmalar arasından en önemlilerinden biri “Ferman” ve “Fermana Filehan”dı. Ferman sözcüğü Kürtçede Osmanlıda padişah emriyle yapılan zulme atıfla kullanılan bir sözcüktür. Devlet şiddetini temsil eder. Filehan ise Kurmançide Ermeniler için kullanılan sözcük. Zazacada ise bu adlandırma Fermana Armeniyan’dır. Bu adlandırma 1915’in hafızalarda devlet kaynaklı bir şiddet olarak yer aldığını bize gösteriyor.

Deme Qefle adlandırması da önemli. Bu adlandırma Çüngüş gibi yerlerde kullanılıyor ve “kafile dönemi” anlamına geliyor.

1938 Dersim Katliamı ile kullanılan Zazaca terteleye sözcüğü de Terteleye Armeniyan adlandırmasıyla 1915 için kullanılıyor. Günlük hayatta kullanılmayan sadece avlanmakla ilgili bir terim olan Firxune sözcüğü de Firxune Armeniyan adlandırmasıyla 1915 için kullanılan ifadelerden. Dema Birrine ise Kesme Dönemi anlamına geliyor. Bunun nedenini sorduğumuzda 1915’te ateşli silahlar olmadığı için balta ve bıçaklarla Ermenilerin öldürüldüğünü bu nedenle bu isimlendirmenin verildiğini öğrendik. Görüldüğü üzere bu adlandırmalar 1915’in şiddeti ve niteliği hakkında da bize bilgi veriyor.

"Soykırım kadınların hafızasında daha canlı"

Konuştuğumuz kişilerin ancak yüzde yirmisi kadın ancak onlar 1915’i daha detaylı anlatıyor. Bunun esas sebebi hayatta kalan ve Müslümanlaşan Ermeni kadınların sürekli evde olması ve kadınların kendi aralarında bu hikayeleri anlatması. Ayrıca kadınlar 1915 öncesi hayata dair de detaylı anlatı da bulunabiliyor, erkeklerse ancak soykırıma katılmış erkeklerden öğrendiklerini anlatıyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Arus Yumul’un moderasyonundaki ikinci oturumda Osmanlı tarihçisi Hans-Lukas Kieser “Bir Soykırım Faktörü Olarak Diyarbekir: Ermeniler, Kürtler ve Devlet 1895-1915” başlıklı konuşma yaptı.

Duke University Kültürel Antropoloji Bölümü’nden Yektan Türkyılmaz “1915te Van’ı Yeniden Düşünmek”  Koç Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Mehmet Polatel “Diyarbakır’da Ermeni Mallarının Gaspı” adlı sununlarını yaptılar.

Kieser: Toprak meselesi soykırımın merkezinde

1913’te İttihatçıların kafalarında Ermeni Sorunu vardı. İttihat ve Terakki’nin bu anti-Ermeni dönüşümü 1910’larda Türkçülüğün genç nüfusa sahip olmasıyla gerçekleşti.

Erzurum Valisi Tahsin Bey önceleri Ermenilerin ileri gelenleriyle önemli ilişkileri varken 1915’e doğru Talat Bey’den gelen emirlere boyun eğdiğini görüyoruz.

Yine bu dönemde Osmanlı’nın yönetiminin merkezileşmesi bölgedeki Kürt önde gelenlerini rahatsız ediyor. Bu durum 19.yy’dan başlayı 1915’e  kadar süren bir süreç. Bu dönemde ileri gelenlerin toprak sebebiyle ileri gelenlerin ayaklanmalarını görüyoruz. Bu toprak meselesi Ermeni soykırımının merkezinde yer alıyor.

Türkyılmaz: Van Ermeni yönetimi Pan Ermeniciydi

Van’a yeni atanmış olan Vali Cevdet Bey İran dönüşünde çok öfkelenmişti. Çünkü Ermeni ve Rusya ortaklığı ile yeni bir isyana dönüşecek sürecin başlayacağını biliyordu. Buradaki ilk işi Daşnak liderliğini tasfiye etmek oldu. Sadece bir lider suikastten kurtuldu.

Bunun üzerine Ermenilerin ileri gelenleri Cevdet beyin karşı geleceği taleplerle karşısına çıktılar. Cevdet bey bunları kabul etmediler. Bunun üzerinde Ermeniler silahlı direnişi tek kurtuluş yolu olarak gördüler. Bu tahmil edilmeyen bir başarıyla sonuçlandı.

Eyaletteyse imhacı politikalar devam etti. İttihatçılar her başarısızlıkları için Ermenileri suçlu buldu. 74 gün süren direnişin ardından güçler yine el değiştirdi.

Van Ermeni yönetimindeyken hükümet Daşnak ağırlıklı ve Pan Ermeniciydi. Ermeni hükümeti burada Türkleri Kürtleri Asurileri ezidileri ve Yahudileri ayırıyordu.

Ermeni yetkililer Müslüman Kürtleri güvenlik tehdidi olarak görüyordu. Katliamın etkisiyle acite olmuş bir yönetim Müslüman Kürtlere acıma göstermedi.

Polatel: Mülksüzleştirme Ermeni soykırımında da kullanıldı

Diğer soykırımlarda da olduğu gibi mülksüzleştirme ve mülk transferi Ermeni soykırımında da var. Diyarbakır’da da bunun izini sürmek mümkün.

Ermeni mallarının soykırım esnasında gaspı yerel aktörlerin dahilini mümkün kılan soykırım öncesindeki transferden bağımsız değil.

Abdülhamit döneminde Ermenilerin iş yerleri evleri kilise ve okulları hedef seçildi. Meşrutiyetten sonra patrikhanede toprak komisyonu kuruldu.

Abdülhamit döneminde el konan mallar kapanın elinde kalıyordu. İttihat ve Terakki döneminde yönetmle Ermeni örgütlerinin görüşmelerinde en önemli gündem maddelerinden biri bu mallardı. Bu mallar yerelde de sorun yaratıyordu.

Örneğin Diyarbakır Valisi Hakkı bey 1914’te Dahiliye Nazırlığı’na yazdığı telgrafta ahalinin Valiliğe geldiğini, ıslahatla ilgili malların iadesini olup olmayacağını sorduğunu, Diyarbakır’da Ermeni nüfusunun az olduğunu bu nedenle Diyarbakır’ın ıslahatın dışında bırakılması gerektiğini yazmıştı. Şüphesiz bu telgrafın ardında malları gasp eden eşrafın büyük katkısı vardı.

Ağustos 1914’te Diyarbakır çarşısındaki yangın da Ermeni esnafın malları talan edildi. Yangının nedeni hiçbir zaman belli olmadı. Ama yangın çıktığında İttihatçı olan polis şefi Müslüman esnafa Hristiyan esnafın malların yağmalama izni vermişti.

Diyarbakır Valiliği’ne Doktor Reşit’in atanması da soykırım açısından çok önemlidir. Dr. Reşit’in 1915 için çok özel motivasyonu vardı. Örneğin 1915’te tehcir kararına rağmen Diyarbakır Ermenilerinin yüzde 75’ü Diyarbakır sınırları içinde öldürülmüştür.

Sempozyum her iki oturumun soru cevap bölümlerinden sonra bitti. 

* Raymond Kevorkian Kimdir? Paris-VIII-Saint-Denis Üniversitesi Fransız Jeopolitik Enstitüsünde araştırma başkanlığı yapan Kevorkian, Ermeni Hayırseverler Cemiyetine bağlı Nubaryan Kütüphanesinin yöneticisidir. Ermenistan Bilimler Akademisinin de üyesi olan Raymond H. Kevorkianın başlıca eserleri arasında Le genocide des Armeniens, Paris, 2006 (Ermenilerin Soykırımı); Les Armeniens, 1917-1939 la quete dun refuge, Paris, 2007 (Ermeniler, 1917-1939 Bir Sığınak Arayışı); The Armenian Genocide, A Complete History, London8 New York 2011 (Ermeni Soykırımının Eksiksiz Tarihi) kitapları var.

*Sempozyumda Ermenice ve İngilizce yapılan sunumlar Türkçeye çevrildikten sonra paylaşılacaktır. 

*Haberin bir kısmı Bianet, Elif Akgül’ün yazdığı haberden alınmıştır.

Fotoğraflar için tıklayınız... 

 

 


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Copyright © 2017