Kurdî English

İsmail Beşikci, katıldığı Çukurova 7. TUYAP Kitap Fuarı’ndan sonra, karayoluyla 21 Ocak akşamı Diyarbakır’a geldi. Her zamanki gibi Diyarbakır’da büyük bir sevgiyle karşılandı. Adana’dan Diyarbakır’a beraber yolculuk yaptığı gençler birlikte hatıra fotoğrafı çekerken oldukça heyecanlıydılar. 

İsmail Beşikci Hoca Kürdistan’a her gelişinde farklı bir heyecan yaşıyor ve yaşatıyor. Çok yorucu bir karayolu yolculuğuna rağmen geç saatlere kadar bizimle sohbet etti. Her zamanki gibi sabah erkenden kendisini ayakta ve kitaplığımızdaki kitapları kurcalıyor, okuyor gördüm. İsmail Beşikci’nin Diyarbakır’da olduğunu öğrenen arkadaşlar kendisini görmek için heyecanla arayışlara girdiler. Birlikte olduğumuz arkadaşlarla, Av. Erdinç Uzunoğlu’nun taziyesine gittik. Oradan da Dr. Gencedin’in Gökkuşağı’ndaki evini ziyaret ettik. Ardından Sertaç Bucak ile randevulaştığımız Madoya gittik. Kısa bir sürede nasıl duydularsa beş on arkadaş da geldi. İçlerinde cezaevi arkadaşı İsmet Ayaz da vardı, birlikte duygulu anlar yaşadılar.

İkinci gün DİSİAD (Diyarbakır Sanayici ve İşadamları Derneği) yönetimi ve başkanı Burç Baysal bizi yemeğe davet etti. İsmail Beşikci, Necip Yeşil ve ben eşlik ettik. Oradan da Necip’in Kız kardeşi Nazdar Hanımı da alarak Silvan’a doğru yola çıktık. Silvan’a varmadan Hêlîn Köyü’nden arkadaşım Aziz Samuru arayarak, bize katılmasını istedim. O gelene kadar Aram Tigran parkında seyahat ettik. Silvan’ın içinden geçerken, İsmail Beşikci sokağını görmek istedik. Azizle Necip Silvanlı oldukları için bize Silvan’ın tarihi yerlerini gösterdiler. Tabii Kürdistan’ın tüm tarihi dokusuna olduğu gibi Silvan’daki tarihi dokuya da hunharca zarar verilmiş. Tarihi Silvan Kalesi’nin hemen hiçbir duvarı korunmamış. Zembilfıroş Destanı’nın yaşandığı bu kale bir harabe idi. Bize eşlik eden, Aziz Samuru arkadaşın, yüksek lisans tezinin konusu Zembilfıroş Destanı olduğu için,  konuya dair edindiği pek faydalı bilgileri bizimle paylaştı. Silvan Belediyesi’nin İsmail Beşikci adını verdiği; Dr. İsmail BEŞİKCİ Caddesi’ne gittik ve gördük.

İsmail Beşikci’nin görmek istediği Hêlîn Köyü’ne giderken, yolda ilk karşılaştığımız köy; Gundê Reşo idi. Bu köyün yanında Çemê Hesena suyu akmaktadır.  Tırbespi Köyü’ne geçerek Hêlîn Köyü’ne vardık.  Azad Azizoğlu adında bir genç bizi karşıladı. İsmail Beşikci bundan 48-49 yıl önce 1965-1966’da bu köyde Alikan Aşiretiyle birkaç ay yaşayarak “Doğuda Değişim ve Yapısal Sorunlar/ Göçebe Alikan Aşireti” adlı kitabını yazmıştı. İsmail Beşikci Hoca, köye vardığımızda Alikan Aşireti’nden köyde kimsenin bulunup bulunmadığını sordu. Daha sonra ismini hatırladığı Heci Kerebani sordu. Azad da, “Heci Evdırrehman adında, Alikanlılardan biri var” diyerek onu çağırdı. İsmail Hoca, Heci Evdırrehman ile koyu bir sohbete daldı. Heci Evdırrehman Kereban’ın küçük kardeşi Sabri’yi sordu, onun oğlu Hayran’ı sordu ve Hayran’ın Batman’da olduğunu öğrendiğinde bir dahaki gelişinde onunla görüşeceğini söyledi. Kereban’ın oğlu Cemil’i de sordu. Tam bu sohbet esnasında, kuzuların emzirilmesi için koyunların arasına salınmasıyla, koyun kuzu melemeleri arasında İsmail Beşikci yaklaşık 50 yıl öncesini yâd etmiş oldu. O an telefonla videoya alınarak ölümsüzleştirildi. İsmail Beşikci Hoca, hoş bir an yaşadı, geçmişi yad etti.

Dönüşte, Silvan’da Rojen Barnas’ın kitaplarını alıp, Aziz Samuru ile vedalaşarak, Diyarbakır’a doğru yol aldık. Dr. Gencedin, bizi Kaburgacı Selim Amcaya davet etmişti, hoş sohbetli bir yemek faslı yaşadık. 

24 Ocak 2014, Necmettin Büyükkaya’nın 1984’te Diyarbakır zindanında işkenceyle katledilişinin (şahadetinin) 30. yıl dönümü oluyordu. Daha önce kitlesel anılmayan Necmettin Büyükkaya, gecikmiş de olsa bu yıl mezarının başında kitlesel bir anma etkinliği vardı. İsmail Beşikci, Güney Kürdistan’dan gelen Mele Bextiyar da oradaydı. Her zamanki gibi vefalı Kürt insanı, İsmail Beşikci Hoca’nın etrafını sarmıştı. Kimisi onunla fotoğraf çekiyor, kimisi sohbet ediyordu. Mezardaki anmada Dr. Adem, Osman Baydemir ve Mele Bextiyar birer konuşma yaptılar. Anma toplantısından sonra Diyarbakır’a döndük. Daha sonra İstanbul’dan gelen Vakıf yöneticilerinden Ahmet Önal ile Osman Baydemir’in; Mele Bextiyar ve Necmettin Büyükkaya ailesi onuruna verdiği yemeğe katıldık. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve Mele Bextiyar’ın konuşmalarında; “Necmettin Büyükkaya’nın Kürt mücadelesine kattığı direnişçi ruhun devam ettirilmesi gerekir!” ortak vurguları yapıldı. Yemek esnasında hoş karşılamalar ve sıcak sohbetler yaşandı. Tüm BDP yöneticilerinin ve gelen konukların İsmail Beşikci Hoca’ya ilgileri doruktaydı. Her gelenin İsmail Beşikci ile kesişen anılarını dillendirmeleri, anılarından anekdotlar aktarmaları samimi ve içten bir hava estiriyordu.

25 Ocak 2014 Pazar günü, Cîgerxwin Konferans Salonu’ndaki panele Vakıf Başkanı İbrahim Gürbüz, Yönetici Ruşen Arslan, Ahmet Önal, İshak Tepe’yle birlikte gittik. Paneli moderatör olarak BDP Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan adayı Av. Fırat Anlı yönetiyordu. Fırat Anlı ilk konuşma hakkını Süleymaniye’den gelen YNK yöneticisi Mele Bextiyar’a verdi: Mele Bextiyar; Necmettin Büyükkaya’nın Kürdistanî duruşu, kahramanlık, şehadet, ideoloji ve siyasi anlayışı üzerinde durdu. Fırat Anlı ikinci olarak; “Kürt ve Kürdistan’ın dostu, bilim insanı, zulme boyun eğmeyen Türk aydını” tanımlamasını yaparak, söz hakkını İsmail Beşikci Hoca’ya verdi. İsmail Beşikci, 1970’lerde İstanbul Üniversitesi Karşısında, Beyazıt’ta kurulan İstanbul DDKO’nun yerini tarif ederek, Başkanı Necmeddin Büyükkaya ile görüşmesine değinerek anı anlatımıyla başladığı  konuşmasına; “Kürtlerin ve Kürdistan’ın bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı ve paylaşılmışlığı” üzerinde durdu. “Necmeddin Büyükkaya’nın Kürdistan parçaları arasındaki sınırları tanımayan özeliği”ne vurgu yaptı.

Daha sonra; ‘Resmi ideolojinin temel özelliği ve uluslararası nizamın anti-Kürd niteliği’ni vurgulayarak; “Her Kürdün, Kürdistan’ın bütünlüğünü kavraması ve arzulaması gerektiğini, yapılan bu uluslararası haksızlığın kabul edilmemesi gerektiğini’ dile getirdi. Resmi ideoloji sıradan bir ideoloji değildir. Bugün Türkiye’de iktidar kendi iç çekişmelerinden dolayı Genelkurmay Başkanı’nı, Kuvvet Komutanlarını ve Muvazzaf Komutanları tutuklayabilir. Ancak Musa Anter, Vedat Aydın, Muhsin Melik, Mehmet Sıncar, Ayten Öztürk, Metin Can, Hasan Kaya ve diğer tüm Kürt siyasilerinin katillerini tutuklamamakta, ciddi bir yargılama ve cezalandırma uygulamasına tabii tutmanın da ötesinde Kürtlerin katillerini korumaktadır. Bu tamamen resmi ideolojinin uygulamalarından kaynaklı bir durumdur.” dedi. Hemen ardından, “Türk milli hazinesi; Ermeni ve Rum mallarından müteşekkil edilmiştir. Yanı sıra bazı Kürtlerin varlığı da Ermeni ve Süryani mallarına el konularak elde edilmiştir… Kürdistan sorununa Yakın Doğu’nun imhası çerçevesinde bakılarak yaklaşım gösterilirse doğru sonuçlara varılabilir.” Diyerek devletin katı tutumunun da bundan kaynaklı olduğunu vurguladı. Bu hazine dağıtılırken devletin bir şartı vardır. “Ben sana bu varlığı veriyorum. Ancak sen de devlete sadık olacaksın ve dediğini yapacaksın zımni anlaşması üzerinden vermiştir.” Diye konuşmasını sürdürdü. Konuşması her zamanki gibi salonda büyük bir yankı yarattı. Fırat Anlı, Üçüncü sırada Faik Bulut’a konuşmasını sunması için söz verildi. Yazar Faik Bulut; Necmettin Büyükkaya’nın siyasi, örgütsel, düşünsel duruşları üzerinde durdu ve zengin özelliklerini maddeler halinde sıraladı. Son olarak söz alan İrfan Babaoğlu ise; Diyarbakır zindanında, Necmettin Büyükkaya ile beraber kalmışlığını, duygu, düşünce ve yaşadıklarını yazılı olarak sunduğu konuşmasında, daha çok cezaevindeki direnişler üzerinde durdu.

Panelden sonra, İsmail Beşikci ve vakıf yöneticileri hep birlikte Liluz Oteline geçtiler. 26 Ocak sabahı kahvaltıdan sonra Vakıf yönetimi ve Bingöl’den gelen Rüştü Mütevelizade, Eski Bingöl Belediye Başkanı Selahattin Kaya ve işadamı Vahap İnce olmak üzere çok sayıda vakıf günülüsü ile hep birlikte Diyarbakır’da vakıf için alınan tarihi evi görmeye gittik. 

Liluz Oteli’nde, İBV’nin Diyarbakır Şubesi için düzenlenen dayanışma yemeğine iki yüz elli (250) civarında misafir katıldı. Gecenin açılışını Roşan Lezgin yaptı. Konuşmasında Vakfın Kürtlerin aydınlanmasında önemli bir rol oynadığını dile getirdi. Daha sonra Vakıf Başkanı İbrahim Gürbüz bir konuşma yaptı.  İki yıldır kurulmuş olan vakfın çalışmalarını özetledi. İshak Tepe de kısa bir konuşma yaptı. O da vakfın özelliklerini Kürtçe anlattı. Daha sonra İsmail Beşikçi Kürdlerin genel durumunu anlatarak Kürd birliğinin önemine vurgu yaptı. Vakfın çalışmalarına katkı sunan insanlara teşekkür belgeleri dağıtıldı. Geceye katılan dengbêj Seydayê Goyi stranlarıyla güzel bir dinleti sundu. Son olarak Sebahattin Yıldız güzel müziğiyle geceye renk kattı. İsmail Beşikci burada, başta yeni çıkan “Cezaevinden Yazılar” ve “Cezaevinden Mektuplar” başta olmak üzere, İBV yayınları tarafından yayınlanan kitaplarını, okurları için imzaladı.

27 Ocak 2014 sabahı DDKD’ye gidildi. Orada basın mensupları ziyareti kaydederek İsmail Beşikci Hocaya aktüel konulara dair sorular sordular. Hoca ısrarla Kürdlerin durumunu vurgulayarak; “AKP ve Fetullah Gülen olarak kast edilen ‘Paralel devlet’ olarak tanımlanan cemaatinin  ayırımından ziyade, ikisinin Kürtlere karşı yaptıkları icraatları ve yapacaklarına dikkat çekerek ikisinin aynı olduğunu belirtti. Daha sonra Mezopotamya Vakfı ziyaret edildi. Görüşmeler samimi bir hava içinde geçti. İki vakfın birbirlerini destekleyen kurumlar oldukları vurgulandı.  

 

Haberi hazırlayan: Ahmed Kanî

Fotoğraflar için tıklayınız...


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Copyright © 2017