Kurdî English

Şili

Ramazan Öztürk

Türkiyede demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleşmesini isteyenler, anayasayı çiğneyerek darbe yapan ve çok sayıda insanın yaşamını yitirmesine neden olan generallerin hesap vermesini istiyor haklı olarak...

Türk halkının geçmişiyle yüzleşip hesaplaşmak istemesini sevindirici bir gelişme olarak kabul etmemiz gerekiyor. .

Bundan sonraki süreçte Türkiyede demokratikleşme ve darbecilerle hesaplaşma konusunda başlayan tartışmalar daha da büyüyerek devam edecek gibi görünüyor... Zaten olması gereken de bu...

Türkiyede yaşananları izlerken aklıma Şili takılıyor. Çünkü Şilideki gelişmeler ile Türkiyedeki gelişmeler birbirine çok benziyor. Şilide Allende cunta tarafından devrildiğinde, bir lise öğrencisiydim. Aynı zamanda Bedii Faikin sahibi olduğu Dünya Gazetesinde çalışıyordum. O dönemde herkes gibi ben de olup bitenleri gazete haberlerinden takip edip anlamaya çalışıyordum.

Biz daha çok Allendenin ABD destekli General Pinochet tarafından devrildiğine dair haberleri okuyabiliyorduk. Çünkü gazete sayfalarına yansıyan haberlerde daha çok darbe ile ilgili gelişmeler öne çıkarılıyordu. Bu nedenle Allendenin işbaşında kaldığı süre içerisinde olup bitenler hakkında bilgimiz yoktu.

Peki, Şilide Allende işbaşına gelirken, daha sonra da hayatına mal olan darbeyle iktidarı kaybederken Türkiyede neler oluyordu? Bu sorunun cevabını yıllar sonra gittiğim Şilide Kırılma Noktası Haber Belgeselini hazırlarken öğrendiğim gerçekler doğrultusunda cevaplamaya çalışacağım.

Ecevit, 70li yılların o kaotik ortamında meydanlarda "Halkçı Ecevit" sloganı ile halka seslenerek ülkeyi düze çıkaracağını savundu. Ecevitin bu farklı söylemi genel seçimlerde CHPyi birinci parti yaptı. Ancak, CHP hükümet olduktan sonra Türkiyede yokluklar ve kuyruklar dönemi başladı...

Şilide Allende ve Pinochet dönemini araştırırken , oradaki gelişmelerin eş zamanlı olarak Türkiyedeki gelişmelere ne kadar benzediğini fark ettim.

Birbirinden binlerce kilometre uzaklıkta iki farklı ülkede yaşanan krizlerin, meğersem ne kadar çok benzer yanları varmış onu gördüm. Sanki ikisi de bir merkezden idare edilmiş

gibi... Sadece Şilideki darbe bizden birkaç yıl önce gerçekleşti. Ama Türkiyenin de Şiliden önce yaşadığı bir darbe daha var, 27 Mayıs...

Sonuç olarak , Şilide ve Türkiyede, hem darbe öncesi, hem de sonrasındaki gelişmeler birbirine çok ama çok benziyor.

Sizlere bu özeti yaptıktan sonra Şiliye dönmek istiyorum. Allende dönemini, Pinochetin kanlı darbesini ve sonrasını Kondor Operasyonu ve Ölüm Kervanlarını, darbe sonrasında akıbeti hala karanlıkta kalan kayıp insanları, işkenceden geçirilenlerin yaşadıklarını anlatmak istiyorum.

Pinhocetin en yakınındaki generalin ağzından o dönemle ilgili gerçekleri aktarırken, Şili halkının darbecileriyle nasıl hesaplaştığını da değinmek istiyorum.

Gelin şimdi hep beraber Şiliye gidelim:Ama önce Cunta Lideri Pinochetin yolun sonuna nasıl geldiğini ele alarak başlayalım.

Şilide 1988de yapılan referandum, Pinochetin 17 yıl süren dikta rejimi için sonunun başlangıcı oldu. Serbest seçimlere gidilmesi konusunda yapılan referandumda, sandık başına giden Şili halkı evet dedi.

Referandum sonucunda demokrasi çıkınca kapatılan partiler yeniden siyaset sahnesine döndü.. Hıristiyan Demokrat Partinin adayı Patricio Aylwin devlet başkanı seçildi. Şili, böylece tarihinde, yepyeni bir sayfa daha açıyordu. Yani bir anlamda tarih tekerrür ediyordu.

Pinochenin 17 yıllık dikta rejiminin yerini demokrasi alıyordu.. Seçimleri kaybetmesine rağmen Ordu komutanı olarak bir süre daha görevde kalması, darbeci generali geçmişinden kurtaramadı.

1990da emekli olan Pinochet, rejim muhaliflerine işkence yaptırmak, kayıplar ve daha bir çok insan hakları ihlaliyle suçlandı. O dönemle ilgili soruşturmalar genişledikçe yeni toplu mezarlar ortaya çıktı. ..

Dokunulmazlık Zırhı yetmedi

Kısacası Pinochetnin, daha iktidardayken özel bir yasayla kendisine ve arkadaşlarına sağladığı dokunulmazlık zırhı, önce İspanyada daha sonra da tedavi için gittiği Londrada tutuklanmasını engelleyemedi. Bir yılı aşkın süre göz hapsinde kaldıktan sonra ülkesine iade edilen Pinochet, 90 yaşında iken, Santiagoda ev hapsinde tutuldu.

Pinochet, mahkeme önüne çıkmamak için birçok yol denedi. Avukatları, çok yaşlı ve sağlığının bozuk olduğunu gerekçe göstererek yargılanamayacağını savundu. Kayıp aileleri, dikta rejiminden ağır zarar görenler ile demokrasiyi savunanlar, ülkedeki her şeyden onun sorumlu olduğunu söyleyerek yargılanması için uğraştı.

Amerikadaki bankalarda 13 milyon doları çıktı

11 Eylül 1973ten 11 Mart 1990a kadar Şiliyi dikta bir rejimle yöneten Augusto José Ramón Pinochet Ugarte, hakkında işleyen yargı sürecinin sonucunu göremeden 10 Aralık 2006da 91 yaşında kalp krizi geçirerek öldü. Diktatör Pinochet, ölmeden kısa bir süre önce Amerikadaki bankalarda, 125 ayrı hesapta, 13 milyon dolarının ortaya çıkması, akıllara yeni sorular getirdi.

Kimine göre, o ülkeyi bir iç savaştan kurtarıp ekonomiyi düzelten ve Şilinin bugünkü duruma gelmesinde emeği geçen bir devlet adamıydı.. Kimine göre ise, o bir diktatördü ve işlediği suçlardan dolayı yargılanmalıydı..

Allende ve Pinochet Dönemlerine Nasıl Gelindi

Bir tarafında Amerikanın, diğer tarafında Sovyetler Birliğinin yer aldığı iki kutuplu dünyada, yani komünist sistemle, kapitalist sistem arasındaki çatışmanın, bazı bölgelerde sıcak, bazı bölgelerde ise soğuk savaşa dönüştüğü dönemde, Şili de ağır bedeller ödedi.

1959da Fidel Kastro ve Che Guevaranın Kübada gerçekleştirdiği sosyalist devrim, zaten Amerikayı yeterince rahatsız ediyordu.. Bir de arka bahçesindeki Latin Amerikada Sovyet destekli sosyalist rejimlerin yerleşmesine göz yumması mümkün değildi.. İşte bu yüzden iki süper güç arasındaki soğuk savaş, ağırlıklı olarak bu bölgede bütün hızıyla devam ediyordu.

Eduardo Frei yönetimindeki Hıristiyan Demokrat Parti hükümetinin, Amerikayla ilişkilerini geliştirirken uyguladığı politikaların ülkeyi adım adım ekonomik krize götürmesi, orta sınıf dahil, toplumun önemli bir kesimini sefaletin eşiğine getirdi... Böylesine ağır ve sıkıntılı yaşanan dönemin yansıması muhalefetin güçlenip yükselmesine neden oluyordu.

Allende, seçimle işbaşına gelen dünyadaki ilk sosyalist lider

İşte bu gelişmeler Salvador Allendenin 1970te yapılan seçimleri kazanmasıyla sonuçlandı. Bu, aynı zamanda Allendeye dünyada seçimle iş başına gelen ilk sosyalist devlet başkanı unvanını da veriyordu... Sosyalist iktidarın, mutlak çoğunluğu temsil etmediğine dair muhalefetin sesi yükseldikçe, Sovyet müttefiki Fidel Kastro, Allendenin en büyük destekçisi olarak öne çıkıyordu..

Allende, başkanlık koltuğuna oturduktan sonra verdiği sözleri yerine getirmek için önce kamulaştırma ve toprak reformuyla işe başladı.. Bu uygulama belki taraftarlarını memnun ediyordu ancak orta ve üst gelir sınıfını fazlasıyla rahatsız ediyordu. Sıra zengin maden yataklarını kamulaştırmaya gelince ortalık karıştı.

Allende, politikanın içinden gelen tecrübeli bir siyaset adamıydı ama icraatları ülke gerçeğini yansıtmıyordu.

Fidel Kastronun Şilideki varlığı Amerikayı çıldırtıyordu

Fidel Kastronun Şiliye gelip uzun süre kalması, Allende ile Başkanlık Sarayı La Monedanın balkonundan halka ateşli konuşmalar yapması, gittikçe Amerikanın sabrını taşırıyordu.. Allendenin, çoğunluğu Küba ve Sovyetler Birliğinden gelmiş kişilerden oluşan silahlı özel sivil birliklere, başkanlık sarayı ve önemli kurumları koruma görevini vermesi, muhalefet ve orduyu huzursuz ediyordu.

Şilideki bu gelişmeler aynı zamanda diğer bölgelerdeki ülkeleri ve dolayısıyla iki süper gücü yakından ilgilendiriyordu.

Amerikanın burnunun dibinde, Kübadan sonra Şili ve diğer komşu ülkelerde hızla yayılan Sovyet destekli sosyalist rejimler, Sovyetlerin burnunun dibinde ise, hızla çoğalan Amerika yanlısı askeri rejimler...

Amerika, Latin Amerikadaki sosyalist rejimlere karşı planladığı "Condor" yani Akbaba operasyonunu ilk olarak Şilide yürürlüğe koydu.. Amaç, kendisine karşı tehlike gördüğü rejimleri, o ülkelerdeki muhalefet ve orduyla işbirliğine girip devirmekti... Nitekim öyle oldu...

Allende ekonomiyi kötü yönetti

Allendenin üç yıllık iktidarında Şili, gerek yönetim yanlışlıkları, gerekse iç ve dış etkenler yüzünden bir kaosa sürüklendi. Daha önce Hıristiyan demokratların hükümeti dönemindeki kötü ekonominin, siyasette güçlendirdiği Sosyalist Allende, bu kez kendisi tarafından kötü yönetilen ekonominin yarattığı kıskacın içinde çırpınıyordu... Dünyanın bir numaralı bakır üreticisi Şili, sıkıntı içindeydi.. ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri olan balıkçılık bile en kötü dönemini yaşıyordu.

Topraklarının dörtte biri ormanlarla kaplı Şilide büyük tarım arazilerinde ve çiftliklerde huzursuzluk vardı.. Toplumun sosyal dengesi bozuldukça muhalefet güçleniyordu.. Amerikanın 1972de uyguladığı ambargoyla gittikçe büyüyen ekonomik bunalım, Allende iktidarını yeni yatırım sermayesi bulmakta zorluyordu..

..Ve yokluk dönemi başlıyor

Şilide artık yokluk dönemi başlamıştı.. Tahıl, sebze ve meyvenin bol yetiştiği, kısacası bir tarım ve hayvancılık ülkesi olan Şilinin her köşesinde kuyruklar uzadıkça uzuyordu.. Halkın temel gıda maddeleri başta olmak üzere her şey karaborsaya düşmüştü..Enflasyon yüzde 1000lere çıkmıştı.. Kadınlar hemen her gün sokaklarda ellerinde boş tencerelerle hükümeti protesto ediyorlardı. Tıpkı 1970lerde Ecevitin iktidarda olduğu dönemdeki gibi. Hatırlanacağı gibi ülkede bir yokluk dönemi başlamıştı. Temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin tamamı karaborsaya düşmüş, her gün biraz daha uzayan kuyruklar halkı bezdirmişti. Kadınlar ellerinde tencere tabak sokaklara dökülmüş solcu Eceviti protesto ediyordu.

Şilideki sıkıntının boyutu genişledikçe, sanayicilerin, dükkan sahiplerinin ve tüccarların başlattığı hükümet aleyhtarı gösterileri kamyoncuların grevi takip ediyordu. Muhalefet ile Allendeyi korumakla görevli silahlı sivil güçler arasında zaman zaman çatışmalar çıkıyordu. Çünkü sermayenin başını çektiği grevler, sol kesimin, resmi daireleri, fabrikaları ve çiftlikleri ele geçirip, yöneticilerini ve sahiplerini kovmasıyla cevap buluyordu.. Böylece, devlet içinde başka bir devlet, başka bir yönetim biçimi doğuyordu.

Bu gidişatın bir askeri darbeye davetiye çıkardığının herkes gibi Allende de farkındaydı... Allende, 29 Haziran 1973te bir tank birliğinin başlattığı darbe girişimini ucuz atlatmıştı, ama iki ay sonraki kanlı darbenin bedeli ağır oldu.. Allende tarafından ordunun başına getirilen General Pinochet, yönetime el koymak üzere harekete geçti..

11 Eylül Sabahı

11 Eylül sabahı, günün ilk ışıkları başkente yansıdığında, sokaklarda sadece tanklar vardı. Halen Santiagonun en güzel yapıtlarından biri olan La Moneda sarayında ise, endişe dolu sessiz bir bekleyiş... Bugün, nöbet değişim törenleri halk tarafından ilgiyle izlenen askerler, o gün, tank desteğinde başkanlık sarayı La Monedayı ablukaya alıyorlardı.

La Moneda bombalandı

İçeride bulunan Allende balkona çıkıp gelişmeleri izlediği sırada, hava kuvvetlerine bağlı savaş uçaklarının sarayın üzerindeki alçak uçuşlarıyla karşılaştı. Pinochetin, istifa edip teslim olması için Allendeye tanıdığı 15 dakikalık süre daha dolmadan, La Moneda uçakların bombardımanına hedef oldu.

Pinochetin en yakınındaki isim olan ve darbeye katılan General Garine göre, sarayın bombalanması aynı zamanda Allende taraftarlarına bir gözdağıydı..

Allende, Fidelin hediye ettiği tabancayla intihar etti

Küba ve Sovyetlerin yardım çağrılarını kabul etmeyen Sosyalist Devlet Başkanı 65 yaşındaki Salvador Allende, sarayın tepesindeki Şili bayrağı bombaların etkisiyle alev alıp yere düştüğü sırada, yakın arkadaşı Fidel Kastronun kendisine hediye ettiği tabancayla makamında intihar etti. Böylece farklı fikirlerde olmalarına rağmen, bir zamanlar Allendenin ve Kastronun yakından tanıdığı isim General Pinochet, ülke yönetimini ele geçirmiş oldu.

Amerikan destekli Pinochet dönemi başlıyorŞili tarihinde artık yeni bir sayfa açılmıştı. Salvador Allende dönemi kapanırken Amerikanın desteğiyle yönetime el koyan Pinochet, ekonomik sistemin değiştirilmesi ve muhaliflerin tutuklanması için emirler verirken, aynı zamanda ülke genelindeki insan avını da başlatmış oluyordu..

Ölüm Kervanları yollarda

Artık Şilinin her yerinde Ölüm Kervanları dolaşıyordu.. Peki konvoylar halinde yollara düşüp rejimin kara listesindekileri toplayan bu ölüm kervanları neydi? Kimlerden oluşuyordu?

İşkencenin merkezi: Villa Grimaldi

Şili tarihi boyunca hemen her dönemde toplum üzerinde büyük bir etkiye sahip olan Katolik Kilisesinin çabaları bile olup bitenleri engellemeye yetmiyordu..

Tutuklananların bazıları Santiagonun kenar semtlerinden Penyelonende bulunan Villa Grimaldiye götürüldü. Şimdi bir barış parkı haline getirilen Villa Grimaldi, cunta döneminde en ağır işkencelerin yapıldığı ve binden fazla insanın hayatını kaybettiği, istihbarat servisi DİNAnın merkezi olarak tarihteki yerini alıyor. İşkencelerden kurtulanların bir çoğu şimdi, o günlere dair yaşadıklarını ve tanıklıklarını, elde ettikleri belgelerle gelecek kuşaklara aktarmak ve kaybolan insanların akıbetinin belli olması için çaba harcıyor. Bunlardan biri de henüz 20li yaşlarda bir üniversite öğrencisiyken tutuklanıp Villa Grimaldiye getirilen ve uzun süre hücrede kalan Rodrigo Delvillar...

Cam bölmeler içerisinde kiminin fotoğrafı, kiminin el yazısıyla yazdığı şiir ya da sevdiklerine gönderdiği mektup, kiminin ise, en sevdiği takısı ya da dinlediği şarkının plağı...Hepsi insan... Ve onlardan geriye kalan birkaç hatıra, yakınlarının yüreğinde ise, bitmeyen acılar..

Yoksulluk aynen devam etti

Pinochetnin 17 yıl süren dikta dönemi, belki ekonomideki çöküşü bir anlamda frenledi ama siyasi çöküşü hızlandırdığı gerçeğini de unutmamak gerek...Toplumun fakir kesimi için şimdi de olduğu gibi durum hiç değişmedi.. Yaşam yokluk ve yoksulluk içinde devam etti. Gösterilere alışık Şili sokakları bu kez yoksul halkın, kötü muamele görenlerin ve kayıp ailelerinin eylemleriyle dolup taştı..Pinochet, içte ve dıştaki tepkilerin büyümesi üzerine 1988 de serbest seçimlerin yapılması konusunda referanduma giderken, bu kararın aynı zamanda iktidarının da sonu olacağını herhalde hesaba katmadı..

 

            

 


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11
Copyright © 2018