Kurdî English

Formun Üstü

Ruanda Soykırımının Perde Arkası..

Ramazan Öztürk

Birçoğumuzun daha önce adını bile duymadığı Ruandayı 1994 yılında, iki kabile arasında çıkan ve 2 milyona yakın insanın öldürüldüğü olaylarla hatırlarız. Dönemin hükümeti tarafından planlanan soykırım sırasında, Tutsi avına çıkan Hutular, 100 gün içinde bütün dünyanın gözü önünde, yüz binlerce insanı eşi benzeri görülmemiş yöntemlerle öldürürken, Birleşmiş Milletler, olayları önleme yerine askerlerini geri çekti. İnanılması zor ama, Ruandada her dakika onlarca insan öldürülürken, dünya sessiz ve seyirci kaldı. Aradan yıllar geçmesine rağmen Ruandada neler olduğunun tam anlamıyla bilindiği söylenemez. Katliamı gerçekleştiren sorumlulardan bazıları hala yargılanıyor. 2010’da Ruanda Soykırımı için kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, ülkenin güneyinde Gisagara bölgesinde binlerce Tutsi ve ılımlı Hutunun ölümünden sorumlu tutulan Dominik Ntavukulilyayo isimli eski bir yöneticiyi 25 yıla mahkûm etti.

Ntavukulilyayo, can güvenliği ve yardım sözü verdiği binlerce Tutsinin toplandığı Kabuye tepesine, gıda yerine asker göndererek bu kişileri öldürülmesi için emir vermekle suçlanıyordu. 

Gelin hep birlikte Ruandaya gidelim.. Kışkırtmalar sonucu yaratılan o kaos ortamında insanlar birbirlerini katlederken, aslında kimlerin kaybettiğini görelim. Irkçı hükümetin öncülüğünde gerçekleştirilen katliamda rol alan insanların o günkü yaptıklarıyla bugünkü pişmanlıklarını, yine onların ağzından dinleyelim.. Özellikle Türkiyede Türk-Kürt çatışması çıkarmak için her yolu deneyen zihniyetin, bin yıldır birlikte yaşayan bu halkları nasıl bir uçuruma sürüklediğini görelim.

Ruanda belgeselinde, radyoda her gün "Kara böcekleri öldürün" anonsunu yapan spikerin pişmanlığını ve o güne dair değerlendirmesini ibretle dinleyeceksiniz. Katliama katılan ve halen tutuklu bulunan 100 bin katilin, belli zaman aralıklarıyla alındıkları kamplarda onlarla yaptığım röportajların da oldukça ilginizi çekeceğine inanıyorum. Gacaca Mahkemelerini ve burada halktan özür dileyen katillerin ruh hallerini de göreceksiniz. Bugünün siyasetçileri, akademisyenleri ve soykırım döneminin mağdurları, Ruandayı anlatırken siz de lütfen Türkiyede sahneye konmak istenen oyunları gözlerinizin önüne getirin.

KRALLIK DÖNEMİNDE YAŞAM SEVİYESİ YÜKSEKTİ

Ruanda, Orta Afrikanın kalbi sayılan Büyük Göller Bölgesinin merkezinde yer alan, denize kıyısı olmayan, kıtanın en küçük devletlerinden biri.. Komşu olduğu ülkelerdeki farklı yeryüzü yapılarının kesişme noktasında bulunduğu için, "Afrikanın birleştiği yer" olarak kabul ediliyor.

Kıtanın diğer hiçbir ülkesinde görülmeyen çeşitlilikte bitkinin ve hayvanın barındığı verimli topraklara sahip Ruanda, birçok Afrika ülkesinin aksine Berlin Konferansı sonucu ortaya çıkan bir ülke değil.

Çünkü Berlin Konferansı yapıldığında Ruanda krallıkla yönetilen, iyi örgütlenmiş, çeşitli yapılarını oluşturmuş, yaşam seviyesi yüksek, aynı dilin konuşulduğu, aynı kültürün paylaşıldığı bir devletti.

TUTSİ YADA HUTU OLMAK BİR SOSYAL SINIF AYRIMIYDI

Afrikanın bin tepeli bu ülkesinde tek bir etnik grup vardı: Ruandalılar... Her şeyi paylaşıyorlardı. Ortada bir Hutu ya da Tutsi vatanı yoktu. Hutu dili, Tutsi veya Twa dili diye bir şey de yoktu. Onlar için tek bir toprak parçası, tek bir dil ve tek bir devlet vardı; Ruanda.. Çünkü, Ruandada Tutsi-Hutu gibi tanımlar sömürge dönemi öncesine dayanır.

Ancak, bu ülkede yaşayan insanlar arasında Tutsi ya da Hutu olmak, sosyal sınıf ayrımından öteye giden bir şey değildi.

Hayvan yetiştiriciliği yapanlar zengin sınıfından sayıldığı için onlara Tutsi, çiftçilikle uğraşanlara da Hutu deniyordu. Tıpkı herhangi bir ülkedeki zengin ve fakir sınıf arasındaki fark gibi..

Bu dönemde ülkeyi yönetenlerin nüfusun yüzde 15ni oluşturan Tutsi seçkinleri olması ve böyle bir durumun adaletsizliğe sebep olmasına rağmen yine de toplumda bir düşmanlık yoktu. Ta ki, 1895te Burundi ile birlikte Ruandanın da Almanyanın sömürgesi olduğu güne kadar.

SÖMÜRGECİLER AYRIMCILIĞI YARATTI

İşte ayırımcılığın tohumlarının atıldığı dönem de bu tarihe rastlar. Çünkü Almanlar Tutsilerin, Afrika Boynuzundan gelen, Nuh Peygamberin oğlu Hamın soyundan olduklarını dayattı. Yani Almanlara göre Tutsiler, Hutulardan üstün bir ırktı. Yıllardır sadece sosyal sınıfların ifadesi olan ancak toplum içindeki barışı bozmayan Tutsi-Hutu tanımı böylece Almanlar tarafından artık ırksal bir ayırıma dönüştürülüyordu. İşin en acı yanı da Katolik Kilisesinin bu görüşü desteklemesiydi.

BELÇİKALILAR TUTSİLERİ ÜSTÜN IRK İLAN ETTİ

Belçika da Tutsileri üstün ırk olarak kabul etti. Yönetim kademelerinde Tutsilere büyük ayrıcalıklar tanındı. Krallar bile onlardan seçildi..Tutsiler arasında okuma- yazma oranı artarken, Hutular eğitimsiz bırakıldı.. Belçika sadece bununla yetinmedi ve 1932de toplum arasındaki ayırımı daha da derinleştiren en tehlikeli adımı attı. Kimin hangi sınıftan yani, Tutsi, ya da Hutu olduğunu belirten kimlik kartları dağıttı.. İşte bu uygulama halk arasındaki ilk çatışmanın kaynağını oluşturdu..

BELÇİKA BU KEZ HUTULARDAN YANA

1959da krallığın devrilip cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte, yıllardır Tutsileri destekleyen ve onlara üstün ırk payesi veren Belçikanın tavır değiştirmesi, bu kez çoğunlukta olan Hutuların güç kazanmasına neden oldu.. Geleceklerinden endişe duyan Tutsilerden 160 bin kişi komşu ülkelere kaçtı.. Ülkede kalanların ise hakları ellerinden alındı.. Tıpkı daha önce Tutsilerin, Huturlara hak tanımadığı gibi..

BİR HUTU, TUTSİ ÖLDÜREBİLİR

1962den itibaren Tutsiler düşman azınlık olarak kabul edildi. Ne zaman aksi giden bir şeyler olsa, ya da herhangi bir olay meydana gelse, suçlusu belliydi; Tutsi..

Kamu hizmetlerinde kota sistemi uygulandı. Okullara yüzde 10dan fazla Tutsinin alınması yasaklandı. Bir Hutu Kara böcek olarak isimlendirilen bir Tutsiyi öldürebilir ama ceza almazdı.. Bu uygulamalar yüzünden 60lı yıllar boyunca yüz binlerce Tutsi yurt dışına kaçmak zorunda kaldı..

Ruanda Yurtsever Cephesi adı altında örgütlenen ve otuz yıldır sürgünde yaşayan Tutsilerin ülkelerine dönmek için hükümete yaptıkları baskı sonucu başlayan uzlaşı görüşmeleri ne yazık ki sonuç vermedi..

ÖNCE ASILSIZ İDDİALAR YAYILDI

Mevcut yönetim "Tutsiler gelip feodal sistemi tekrar kurup Hutuları köle yapacak" propagandasını ülke çapında yaymaya başladı..

Hükümet, bir Fransız şirketinden aldığı 12 milyon dolarlık silahın parasını da Fransadan temin etti.

Takvimler 6 Nisan 1994ü gösterdiğinde Ruanda için tarihinin en kanlı ve karanlık dönemi başlıyordu.. Ruanda Devlet Başkanı Juvenil Habyarimana ile Burundi Devlet Başkanı Cyprien Ntaryamirayı taşıyan uçağın, Başkent Kigali Hava Limanına inmek üzereyken düşürülmesi fitili ateşleyen kıvılcım oldu..

HER 20 DAKİKADA 1000 TUTSİ ÖLDÜRÜLECEK

İşte her şey bundan sonra başladı... Her 20 dakikada 1000 kişiyi öldürecek şekilde Fransızlar tarafından eğitildiği iddia edilen hükümet destekli milis gücü İnterahamwe, ülke çapında Tutsi avına çıktı....

Bir gecede başlayan olaylar, dalga dalga bütün ülkeye yayıldı... Yollar, elleri palalı milisler tarafından kesildi. Kontrol noktalarında nüfus cüzdanında Tutsi yazılı herkes kadın çocuk ayırımı yapılmaksızın öldürüldü...

100 GÜNDE 2 MİLYON İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ BM SEYRETTİ

İşte bunun için Kara Afrikanın Bin Tepeli ülkesi olarak bilinen Ruandanın sahip olduğu topraklar küçük ama 1994 yılında yaşadığı trajedi, sınırlarına sığmayacak kadar büyüktür..

Yüz yıllardır birlikte yaşayan, aynı kaderi paylaşan, aynı dili konuşan aynı tanrıya ve dine inanan, aslında aralarında hiçbir fark olmayan hatta derilerinin rengi bile aynı olan bu halk, sömürgeciler tarafından yıllarca sürdürülen sınıf ayrımı sonucu birbirine kırdırıldı.. Üç ay gibi kısa bir süre içinde iki milyona yakın insan akla hayale sığmayan yöntemlerle bütün dünyanın gözleri önünde vahşice öldürüldü.. Düşündürücü olan ise, böylesine büyük bir trajedi yaşanırken, Birleşmiş Milletler olayları önleme yerine seyirci kalmayı tercih etti...

"KARA BÖCEKLERİ ÖLDÜRÜN"

Hükümeti destekleyen radyolarda Tutsiler için" Kara böcekleri öldürün" anonsları yapılırken, gazetelerde Tutsilerin yok edilmesi için yazılar yayınlanırken ve ellerinde paslı palalarla Tutsi avına çıkan gözü dönmüş Hutu milisleri sokaklarda cirit atarken, Birleşmiş Milletler askerleri sadece kendi karargahlarını korumakla yetindi, kiliselere sığınan çoğu kadın binlerce Tutsiyi korumak yerine ölüme terk edip kaçmayı tercih etti..

KİLİSELERDE KATLİAM

Aynı dilden, aynı dinden ve aynı renkten olan bir halk, bir zamanlar birlikte dua ettikleri tanrının evinde, sokaklarda ya da kendi evlerinde belki de sebebini bile bilmedikleri bir nefret uğruna kimliklerinde Tutsi yazılı olduğu için öldürüldü...Böylece Tanrıya yakarışların ve duaların okunduğu kiliselerde üç ay boyunca çan sesi yerine ölümün çığlıkları yükseldi.. Acımasızca öldürülen binlerce insanın cesedi daha sonra yakıldı... Soykırımdan kurtulan Tutsilerin tanık olduğu olaylar ve yaşadıklarına dair anlattıkları ise "insanın tüylerini ürpertiyor." Ve akıllara insan insana bunu nasıl yapabilir" sorusunu getiriyor....

KADINLARA TECAVÜZ EDİLDİ

Soykırımdan kurtulanlara gelince; Onlar yaşadığına sevinemiyor. Çünkü bir kısmı olaylar sırasında aldıkları yaraların izlerini bedenlerinde taşıyor.. Bazılarının, psikolojisi bozulmuş.. Bir çoğu, ailesinden birden fazla insanı kaybetmiş.. Bazılarının annesi, babası ya da çocukları gözlerinin önünde öldürülmüş.. Bir çok kadına ve genç kıza tecavüz edilmiş.

BM, 5 BİN ASKER VERSEYDİ KATLİAM ÖNLENECEKTİ

1994 yılında, Ruandada üç ay boyunca bütün dünyanın gözleri önünde insanlar katledilirken, Birleşmiş Milletler Ruanda Yardım Gücü Komutanı General Romeo Dallairein, "olayları önlemek için sadece 5 bin askere ihtiyacım var" isteği, ne yazık ki, Birleşmiş Milletlerde kabul görmedi. Hatta her dakika onlarca insan öldürülürken, olanlar soykırım olarak nitelendirilmedi. Çünkü soykırım Birleşmiş Milletler müdahalesini gerektiriyordu.

BELÇİKA ASKERLERİ TUTSİLERİ ÖLÜME TERKETTİ

Yıllarca Ruandayı yöneten, insanların kimliklerine Tutsi-Hutu yazdırarak birbirinden ayıran, birine üstün ırk, diğerine köle muamelesi yapan Belçika, ektiği nefret tohumlarının sonucunu soykırımla aldı.. Hatta Belçika askerleri olaylar devam ettiği sırada Başkent Kigalide bulunan kamplarına sığınan iki bin Tutsiyi korumak yerine onları yüzüstü bırakıp kaçtı..

KATLİAMA KATILAN BAZI İSİMLER FRANSADA

Şimdiki Cumhurbaşkanı Paul Kagame liderliğindeki Ruanda Yurtsever Cephesinin karşı saldırısı sonucu soykırımın mimarı Jean Kambanda Hükümeti yenilgiye uğratıldığında, Fransa, yardım adı altında Ruandanın kuzeybatısını işgal ederek soykırımı yönetenlerin kaçmasını sağladı. Bugün hala katliama katılan önemli isimlerin Fransada yaşadığı iddia ediliyor..

FRANSA HALA ÖZÜR DİLEMEDİ

Aradan yıllar geçtikten sonra daha doğrusu iş işten geçtikten sonra Belçika, Amerika ve Birleşmiş Milletler olayları önleyemediklerini itiraf edip Ruandadan özür dilerken Fransa hala sessizliğini koruyor...

Afrikanın ortasında bütün dünyanın gözleri önünde üç ay gibi kısa bir zaman içinde iki milyona yakın insan öldürülürken bütün ülkeyi kan kokusu sardı.. Haftalarca yerlerde kalan cesetlerin bir çoğunu köpekler yerken, çürüyenler de salgın hastalıklara neden oldu..

Soykırım durdurulduktan sonra yeni hükümetin aldığı karar üzerine bu kez köpek avı başladı. Ülkedeki bütün köpekler vurularak öldürüldü. Aradan onbir yıl geçmesine rağmen Ruandada hala sokaklarda köpeklere rastlanmıyor..

Bugüne gelince;

Soykırımın mimarlarından olan Başbakan Jean Kambanda, Ordu Komutanı Agustin Bizimungu, Tanzanyada kurulan Ruanda İçin Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılandı. Mahkeme, Eylül 1998de Kambanda hakkındaki kararını açıkladı. Kambandanın 100 gün süren iktidarı döneminde 2 milyon Tutsi ve ılımlı Hutunun ölüm emrini vererek insanlık suçu işlediği gerekçesiyle ömür boyu hapse mahkûm etti. Kambanda, şimdi Malideki Bamako Merkez Cezaevinde yatıyor.


2002de Angolada yakalanan Ordu Komutanı Agustin Bizimungu ise, yine aynı suçtan ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Soykırıma katılan ve ülke dışına kaçamayan 100 binden fazla Hutu ise cezaevlerinde yatıyor ...

Ancak, devlet bu kadar çok suçluyu besleyecek gücünü yitirdiği için kademeli olarak serbest bırakıyor..

Tahliyelerine karar verilen mahkûmlar önce ülkenin değişik bölgelerindeki kamplarda birer aylık psikolojik eğitimden geçiriliyor. Daha sonra da Gacaca denilen halk mahkemelerinin önüne çıkartılıyor..

Bu kamplarda toplanan mahkûmların tamamı soykırıma katılan ve yıllardır cezaevinde bulunan kişiler... Aralarında kadınlar ve radyolarda "Kara böcekleri öldürün" anonsu yapan spikerler de var...


"ÖLDÜRÜN DEDİLER ÖLDÜRDÜK"

İnsanları palalarla öldüren yüzlerce mahkumun kaldığı kamplarda dolaşıp onlarla konuşmak insanı tarif edilemez duygu ve düşüncelere sürüklüyor..

Bir anda, onlarca göz üzerinize dönüyor. Hepsi de Tutsilerin acımasızca öldürüldüğü anların hem tanığı hem de sanığı... Siz de onlara bakarken ister istemez geçmişteki olayların görüntülerini hatırlayıp, aynı gözlerden bir film gibi yeniden izliyorsunuz....


Onlar ise, hiçbir şey olmamış gibi davranıyor, kendi dillerinde anlayamadığınız şeyler söyleyerek gülebiliyor... Peki, neden böylesine bir kin ve nefret? Neden bunca insanı öldürdünüz? Sorusuna aynı cevaplar veriliyor:" Öldürün dediler öldürdük, pişmanız"...İşte bir soykırımın nedeni bu iki kelimeyle açıklanıyor...


GACACA MAHKEMELERİ

Ruanda dilinde çayır anlamına gelen Gacaca kelimesinden esinlenerek kurulan mahkemeler ismine uygun olarak açık havada yapılıyor.. Bu bir anlamda suçlular ile mağdurların halk önünde yüzleştirilmesi.. Sadece Ruandaya özgü bir yargılama sistemi olarak tarihe geçen Gacaca mahkemelerinin amacı, mahkûmun, halk önünde kendi iradesiyle suçunu bir kez daha itiraf etmesini sağlayıp kendi vicdanında mahkûm ederken, yeniden toplum içine kabulünü sağlamak...

Hakimi, savcısı ve avukatı olmayan Gacaca mahkemeleri, halk arasından seçilen yedi kişilik jüriden oluşuyor... Bu mahkemelerde, daktilo, bilgisayar ve zabıt kâtibi de yok... Sanıkların, mağdurların ve halk içinden konuşan kişilerin bütün söyledikleri harfi harfine yedi jüri üyesinin ayrı ayrı tuttukları defterlere kaydediliyor... Pembe elbiseli mahkûmlar kelepçesiz olarak itiraflarda bulunuyor. Sadece iki silahlı askerin koruduğu bu yüzleşme duruşmaları sonucunda, mağdur ve halk jürisi, mahkumu affederse, bundan sonraki cezasını ya mağdurun hizmetinde ya da kamu hizmetinde belli bir süre çalışarak ödüyor..


HERKES KATİLİYLE YAŞIYOR

Düşünebiliyor musunuz? Annenizi, babanızı veya çocuklarınızı, kardeşlerinizi, kısacası tüm yakınlarınızı öldüren katillerle aynı mahallede ya da komşu evde yeniden birlikte yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü birlikte yaşamaktan başka çareniz yok. Çünkü yüzyıllarca aynı toprakta yaşamış aynı kaderi paylaşmışsınız, başka bir ülkeniz de yok... Çünkü, kendi menfaatleri uğruna sizi birbirinize düşman edenler yüzünden bunca acıyı yaşamışsınız ve bunu geç olsa da fark etmişsiniz..

Bugün Ruandada ne Tutsiler ne de Hutular böylesine bir soykırımın neden yapıldığını anlamış değiller.


Sokaktaki insanlardan cezaevinde bulunan suçlulara kadar kimse olanlara bir anlam veremiyor..


Birçoğu pişman kaybedilenlerin geri gelmeyeceğini ama bundan sonraki hayatlarında daha doğru şeyler yapma isteğini taşıdıklarını söylüyor..


KENDİ GERÇEĞİYLE YÜZLEŞİYOR

Ruandalılar, geçmişte olanları unutmuyor ama geçmişe de takılıp kalmak istemiyor...Ülkeden kaçanların bir kısmı geri dönüyor.. Daha çok bir köy görünümündeki Kigalide modern binalar yükseliyor...Ülkenin bir çok bölgesinde kurulan soykırım müzelerini yabancılar kadar Ruandalılar da ziyaret edip soykırımın acı belgeleriyle yüzleşiyor..

OTEL RUANDA

Soykırımı anlatan Otel Ruanda isimli filme konu olan Kigalideki Mille Collines Oteli, ülkenin en popüler oteli durumunda..

Soykırımı yaptıran hükümeti deviren o günkü Ruanda Yurtsever Cephesi Komutanı, bugünkü devlet başkanı Paul Kagame, kendisini ne Tutsi ne de Hutu olarak kabul ediyor... Ruandalıyım, diyor.

Sonuç olarak insan bunca olup bitenin sebebini, kimin neyi kazandığını ya da kaybettiğini düşündüğünde, akla bir tek şey geliyor; sömürgecilerin yarattığı suni sebepler yüzünden bir ülke sahip olduğu en değerlilerini, yani iki milyona yakın insanını kaybetti... Ruanda kaybetti...

Basında çıkan haberler

Diyarbakır Özgür Haber tıklayınız....


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11
Copyright © 2018