Kurdî English

İsmail Beşikci Vakfı tarafından Ekim 2013 tarihinde Diyarbakır özelinde başlayan ve yürütülen 1915 Diyarbakır, Kürtler adlı projenin tamamlanması ardından Bilgi Üniversitesi’ndeki sempozyumun ardından Diyarbakır’da, proje hakkında bilgilerin de verildiği bir panel yapıldı. İsmail Beşikci Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Gürbüz panelin açılış konuşması yaptı. Ardından moderatörlüğünü Ayhan Işık’ın yaptığı panelde, Namık Kemal Dinç 1915 Diyarbekir, Kürtler Projesi ve Bir Toplumsal Kurum Olarak Kirvelik, Elke Hartman ise Osmanlı Vilayet Kuralları ve Rupen Der Minasyan’ın Anılarına Yansıyan Ermeni-Kürt-Türk İlişkileri başlıklı konularda konuşmalar yaptılar.

Panel, İBV Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Gürbüz’ün konuşmasıyla başladı. İbrahim Gürbüz konukları selamladıktan sonra kısa konuşmasında şunlara değindi. “İttihat Terakki Fırkasının Osmanlı imparatorluğunu Türk esasına dayalı bir imparatorluk kurma hayali farklı bir konseptle bugün de sürdürülmektedir. 20. yüzyılın başında çok önemli kararlar aldılar. Kararlar arasında Ermeni nüfusu çürütülecek, Rumlar göçertilecek, Kürdler asimilasyona tabi tutulacak  ve Aleviler Müslümanlaştırılacaktı. Gayri Müslimlere ait ne varsa millileştirilecekti. 1915 Ermeni soykırımı gerçekleştirildi. Süryaniler de aynı uygulamalara tabi tutuldu. Rum nüfusu mübadeleyle göçertildi. Türk resmi ideolojisi, Kürd nüfusuna  yönelik asimilasyon politikasını  hayatın her alanında uyguladı. Kürdlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Türkmenlerin, Ezidi Kürdlerin ve farklı inanç ve gurupların özgürce kendilerini yönetimde ve hayatın her alanında temsiliyetinin sağlanacağı özgür, demokratik bir Kürdistan’ın doğmasını ve bölgede örnek bir model olmasını engellemek için DAİŞ projesi hayata geçirildi. Gerçekte bölgesel ve uluslararası güçlerin büyük çoğunluğu hala Kürdlerin bir statüye kavuşmasını istememektedirler. Kürd ve Kürdistannın statüsüz bırakılmasında büyük rol sahibi olan  uluslar arası Anti- Kürd nizamın  bölgesel ve yerel aktörleri Kürdistan’ın özgürlük ve bağımsızlık istemlerine karşı çıkmaktadırlar. Bu zihniyetin Kürd toplumu içinde etkisizleştirilmesinin yolu hayatın her alanında yüksek Kürd  ve Kürdistan bilincini yaygınlaştırmak ve Kürd milli duygusunu geliştirmek olmalıdır.” Sözlerini projede yer alan ve destek veren kurum ve kuruluşlara teşekkür ederek bitiren Gürbüz’ün ardından paneldeki konuşmacılar sunumlarını yaptılar.

Paneldeki ilk konuşmacı, sürdürülen projenin koordinatörü Namık Kemal Dinç’di.  Dinç, konuşmasında, “1915’in 100. Yılı gelirken bu durumun Kürtler tarafından nasıl hatırlandığını merak ettik. Bu projeye başlama sebebimiz buydu. Son yıllarda Kürtler bunu konuşmaya başladı. Neden anlatıyorlar bunu merak ettik.

Saha araştırmamızda karşılaştığımız kadarıyla bugün 27 yaşında olan insanlar bile çok canlı bir şekilde olan biteni anlatıyorlar. Bu hikâyeleri batıda bu kadar ayrıntılı duymak mümkün değil. Peki neden hafıza bu kadar canlı? Çünkü hafıza mekân ilişkisi çok güçlü.  Bu hafıza mekânları 1915 ile bağlantılı. Ermenilerin tehcir edilmek üzere toplanması ve Kürtlerin “zindan” dedikleri yerlerde öldürülmesine dair Diyarbakır’ın her ilçesinde pek çok hikâye var. Ayrıca Ermenilerle Kürtler arasında binlerce yıllık bir tarih var. Bu anlamda ortak tarih önemli. Hafızanın bugüne kadar kesintiye uğramadan gelmesinin bir diğer sebebi de şiddet hikâyeleri. Bu hafızanın devamında sembolik yüzleşme var. Bu hikâyelerde katliamlara karışanlara anlatılara göre ya lanetlenmiş, ya Ermenilerin öldürüldükleri gibi öldürülmüş ya da soyları kurumuş. Bu anlamda resmi olmasa da vicdanlarda bir yüzleşme mevcut.

Tebliğimin konusu olan kirvelik ise Alevilik’te çok önemli bir kurumdur. Keza Ezidilerle Aleviler, Ermeni ve Kürtler arasında kirvelik kurularak bir dini hiyerarşi tesisi devam etse de toplumsal iletişim de sağlanmıştır.

Sahada da araştırma yaparken Ermenilerle ilişkiler nasıl diye sorduğumuzda aldığımız cevap “Çok iyiydi, Biz kirveydik” cevabını alıyoruz.” Peki, bu kirvelik 1915’te nasıl işledi. Kimisi canı pahasına kirvesini korudu, kimisi hemen sattı kendi eliyle öldürdü, kimisiyse hiç sesini çıkarmadı. Bunlarla da ilgili hikâyeler anlatılıyor.”

Dinç’in ardından Elke Hartman, Osmanlı Vilayet Kuralları ve Rupen Der Minasyan’ın Anılarına Yansıyan Ermeni-Kürt-Türk İlişkileri başlıklı bildirisini sundu. Hartman, Kürt Ermeni ilişkilerini Tanzimat dönemiyle birlikte analiz etmeye başladı ve iki toplum arasında 16. yüzyıldan beri devam eden ve eşit olmayan ama dengede seyreden ilişkinin bu süreçten sonra bozulmaya başladığını sorunların ciddi anlamda çıkmaya başladığını söyledi. Ardından 1880’ler ile birlikte Ermeni devrimci örgütlerinin oluşmaya başladığını ve Kürt tarafında da Hamidiye Alayları’nın şekillenmesiyle çatışmaların iyice belirginleştiğinden bahsetti. Ardından Rupen Der Minasyan’ın anılarından yola çıkarak Osmanlı imparatorluğunun sonlarına dek iki toplum arasındaki ilişkileri, gündelik hayatı, siyasal ittifak ve ayrışmaları anlattı.

Panel her iki konuşmanın ardından soru cevap bölümüyle sona erdi. 

 

 


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Copyright © 2017