Kurdî English

Vakfımızda 6 hafta sürecek olan “Barış Süreci Söyleşileri” konulu söyleşi de bu hafta Mozambik’teki süreç tartışıldı. Yaşam Radyodan da canlı olarak yayınlanan söyleşinin konuşmacısı Gazeteci Ramazan Öztürk,  moderatörlüğünü de Yazar Fehim Işık yaptı. Oldukça tartışmalı geçen söyleşi öncesinde Mozambik Barış Sürecini konu alan bir belgesel film gösterildi. Belgesel filminin hemen ardından Gazeteci Ramazan Öztürk yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Mozambikliler, sömürgeci Portekiz’i topraklarından kovup 22 Haziran 1975’te bağımsızlıklarını ilan ettikten kısa bir süre sonra, 16 yıl süren kanlı bir iç savaşın içine düştü.

Kısa zamanda büyüyen çatışmalar bir alev gibi ülkenin değerlerini yakıp yok etti.  

Bir milyondan fazla insanın hayatını kaybetti.

Sonunda birlikte yaşamaktan başka çarelerinin bulunmadığını fark eden taraflar, barış masasına oturdu.

Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen ne sömürgecilerin, ne de kirli iç savaşın izleri silinmiş değil.

Bugün geriye dönüp baktığımızda geçmişte çıkar hesapları uğruna başlatılan iç savaşların toplumlara bir şey kazandırmadığını, sadece yıkım ve acı bıraktığını, demokrasiden başka bir seçeneğin huzur vermediğini görürüz.

Mozambik’te bir zamanlar birbirleriyle kıyasıya savaşan taraflar şimdi bir arada barış içinde yaşıyor. İşin ilginç yanı ise hiç kimse 16 yıl süren çatışmaların sebebini tam olarak açıklayamıyor. …Ve Mozambik şimdi savaştan miras kalan milyonlarca mayını temizlemenin çarelerini arıyor.

 

PEKİ, BARIŞ SÜRECİ NASIL BAŞLADI? AKİL İNSANLAR NELER YAPTI?

 

Mozambik’i iç savaşa götüren nedenler diğer Afrika ülkelerinde olanlara benzese de, bitişi onlardan farklı.

Çatışan taraflar sonunda kazananın olmadığını, savaşarak aslında kaybettiklerini, ülkenin kaybettiğini gördü.

Mozambikli siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşları çatışmaları nasıl durdurabiliriz, diye düşünürken, “diyalog” fikri ağır bastı. Önce halk üzerinde etkili olan kişilerle toplantılar yapıldı. İç savaşın bitmesi için herkesin silah bırakması gerektiği ve bundan başka bir yolun bulunmadığı anlatıldı.

Önce kanaat önderleri ikna edildi, onlar da halkı ikna etti. Böylece kısa zamanda amaçlanan sonuca ulaşıldı.

Anglikan kilisesinin büyük çabalarıyla Roma’da başlayan görüşmeler tam iki yıl sürdü ama sonunda barış kazandı..

Barış sürecinin mimarı Mozambik Anglican Kilisesi Başkanı Başpiskopos Dinis Sengulane oldu.

Roma’da politikacılar arasındaki görüşmeler devam ederken, Başpiskopos ve beraberindeki akil insanlar ülkenin farklı eyaletlerine gitmeye karar verdi.

İnsanlara “ en çok neden korkuyorsunuz” sorusu yöneltildi.  Cevap “silahlar” oldu. Çünkü savaş sırasında taraflar halka çok sayıda silah dağıtmıştı.

Barış projesi 4 bölümden oluşuyordu.

-İlk olarak insanlara silahlarını getirmesi için çağrı yapıldı.

-İkinci olarak toplanan silahlar küçük parçalara ayırılarak bir daha kullanılmayacak hale getirildi.

-Üçüncü olarak, bu silahları getirenlere karşılığında; kürek, bisiklet, dikiş makinesi ve inşaat malzemesi gibi üretimde kullanacakları araçlar verildi. Çünkü bu kişilerden birçoğunun kullandığı tek alet silahtı ve insan öldürüyorlardı ama akil insanların verdiği araçlarla üretim yapacaklardı.

-Dördüncü olarak, toplanan silahlar sanat eserlerine dönüştürüldü.

Bunlardan biri “ hayat ağacı” adıyla British Musium’da sergileniyor.

Sanatçılara savaşı geçmiş dönemde savaşı yücelttiklerini ama şimdi barışı yüceltmeleri gerektiğini anlatıldı.

Çağrılara iki taraftan eski askerler ve sıradan insanlar olumlu cevap verdi.

Oysaki hükümetin silahsızlandırma programı başarıya ulaşamamıştı. Çünkü insanlar kendilerini güvende hissetmedikleri için silahlarını teslim etmiyordu.

Ama akil insanlar heyeti, silahını getirenlere kimlik sormayacağını, hatta yüzlerin kapatıp gelebilecekleri sözünü verdi.   

Buradaki barış sürecinin asıl amacı; insanların beyinlerini silahsızlandırıp barış kültürünü yerleştirmekti.

Bu bağlamda halka şöyle denildi:

Silah her zaman kötülüğü çağırır. Eğer bir silahınız varsa düşmanınıza karşı kullanırsınız. Eğer düşmanınız yoksa bir tane yaratmak zorunda kalırsınız. Bu düşman bazen eşiniz, kızınız ya da oğlunuz olabilir. Düşman bunlar olamazsa bu kez kendiniz olursunuz. Sonuçta kendinizi öldürebilirsiniz. Dolayısıyla amacımız öncelikle beyinlerin silahlandırılmasıdır” 

 

Fotoğraflar için tıklayınız...

Video için tıklayınız...

Ses kaydı için tıklayınız...

 


Copyright © 2018