Kurdî English

İki arkadaş bu yazıya ilişkin çok önemli bulduğum notlar gönderdi. Recep Maraşlı’nın konuyla ilgili bir-iki kısa notu şöyle:

Ulus-Devlet konusuna 80li yılların başlarında sol kökenli liberal aydınlar çok karşı çıkıyordu: Ulus devlet çağı bitti diye. Oysa sizin de belirttiğiniz gibi o günden bu yana hem de uluslaşmanın en çok tamamlandığı Avrupa kıtasında 17 tane yeni ulus-devlet ortaya çıktı: Şu anda yoğun ayrılık tartışmalarıyla Bask Ülkesi, Katalonya ve İskoçya da yolda.

Ben bu söylemi dünyada ulus-devletler kuruldu, alan aldı, veren verdi, Kürtler artık boşuna uğraşmasınlar, durumlarıyla yetinsinler, kafa ağrıtmasınlar biçiminde algıladım hep. Yani Kürtlerin bağımsızlık kazanmalarına karşı kullanılan bir argüman olarak.

Ben de bu konudaki eleştirilerinize tamamen katılıyorum.

Fakat Kürtlerin ulus-devlet oluştururken nasıl bir yol izleyecekleri, bunun içeriğini nasıl dolduracakları da çok önemli bir husus. Böyle bir ulus-devlet yapılandığında örneğin birlikte yaşadıkları Türk, Arap, Süryani, Çerkez, Ermeni toplulukları bu Kürt ulus devletinin bünyesinde nasıl tanımlanacaklar? Kürt ulusunun içindeki etnik farklılıklar, örneğin büyük lehçe farklılıkları, dini ayrımlar, bu ulus-devlet içerisinde nasıl tanımlanacaklar? Bunlar önemli sorular.

Güney Kürdistan’da Sorani lehçesinin Kürtçe’yi temsil ettiği ve Kurmanci’nin ise sistematik olarak dışlandığı biliniyor. Bu ileride büyük sorunlara yol açacak. Kuzeyde Zazaki’yi ayrı bir dil, Zazaları ayrı bir ulus gören anlayış ile bunları Kürt ulusunun bir parçası görmekle bareber asimilasyonu esas alan iki farklı görüş arasındaki makas gittikçe açılıyor. Kendini milliyet olarak değil de dini kimlikleriyle ifade etmek isteyen, ulus kimliğinin dini varlıklarını tehdit ettiğini düşünen Ezidi ve Alevi toplulukları var. 

Büyük bir melez kitle var. Bunların kendilerini hangi ulusal aidiyet içinde kabul ettikleri ve aradaki bağlar önemli bir konu.

Daha pek çok başlık sayılabilir.

Ulus-devlet konusunu bir de bu yeniden yapılanma, kurtuluş-kuruluş sürecinin sorunları açısından da irdelemekte fayda var diye düşünüyorum.

Kürtler de ulus-devlet inşa ederken kendi içindeki farklılıkları yok sayan tekçi bir tarifle mi hareket edecekler; Kürt ulusu tanımı dışında kalan fakat aynı coğrafyayı paylaşan uluslar, etnik ve dini topluluklarla nasıl bir ilişki öngörecekler. Örneğin onları Kürt toprağı kabul ettikleri alanlardan nüfus olarak etnik-kültürel konum olarak homojenleştirme politikaları mı izleyecekler?

Sürgün, katliam, kırım, asimilasyon politikalarının ulus-devletler inşa edilirken coğrafi alanları (vatanı) homojenleştirmek adına meşrulaştırıldığı biliniyor. Kürtler bu suçlara bulaşmadan ulus-devletlerini nasıl inşa edecekler?

Birçok Kürt aydınından "başka uluslar yaptı, biz de yapalım ulus-devlet inşasının başka yolu yok" dediklerini dehşetle duymuşumdur. Yazarken çekiniyorlar ama özel sohbetlerde açık açık savunabiliyorlar.

Bence "ulus-devleti aşmak" konusunu tam da bu çerçevede, yani Kürtlerin ulus-devlet kurma hakkı olup olmadığı değil de bu ulus-devletin nasıl bir içerik taşıyacağı açısından tartışmak önemli. Ben bu anlamda Kürtlerin kendi devletlerini, ulusal kurtuluş ve kuruluşlarını inşa ederken, geçmişteki bu ulus-devlet kurma modellerini tekrarlamak zorunda olmadıklarını, bunları reddederek demokratik, çok uluslu, çok kültürlü modeller geliştirebileceklerini düşünüyorum.

Bunlar nasıl olabilir: Bir iç-federalizmden, kantonal yapılanmalardan söz edilebilir. Kültürel özerklikleri esas alan bir yeniden yapılanma mümkün olabilir. Ulus tanımı "sadece Kürtçe (özelde Kurmanci) konuşanlar Kürttür" gibi dar biçimde değil daha geniş ve kapsayıcı bir hale getirebilir. Aynı toprakta yaşayan uluslar, etnik topluluklar arasındaki ilişki demokratik ve katılımcı tarzda tanımlanabilir. Böyle bakınca klasik "ulus-devlet" anlayışının aşılması kaçınılmaz olmaktadır.

Özetle Kürtlerin özgürlük, bağımsızlık ve kendi devletini kurma haklarını inkar, onları statüsüzlüğe mahkum etmek için öne sürülen ulus-devlet tartışmalarına karşı çıkarken, beriyandan da bunun içyapısının tartışılmasında, var olan veya eski ulus-devlet yapılanmalarının model olup olmayacağı konusunu tartışmaya devam etmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Fatih Atan’ın notu

Fatih Atan Sovyetler Birliği’nin 1990da dağılmasından sonra, bağımsızlıklarını ilan eden Gürcistan’ın ve Azerbaycan’ın federal yapılarını koruyamadığını dile getiriyor. Abhazya ve Güney Osetya’nın Gürcistan’dan ayrılarak kendi bağımsız devletlerini kurduğunu vurguluyor. Bu devletlerin Rusya Federasyonu tarafından ve  Birleşmiş Milletler’e üye 6 devlet tarafından tanındığını ifade ediyor.

1992deki Azeri-Ermeni savaşından sonra, Azerbaycan’da yer alan Karabağ’da da fiili olarak bir devletin varlığına işaret ediyor.

Bu notlarda ifade edilen bilgiler önemlidir. Recep Maraşlı Kürtlerin ulus-devlet kurma haklarının olup olmadığını değil,  ulus-devletin yapılanmasını, nasıl bir içerik taşıyacağını, çevrede yer alan halklarla ilişkilerini sorguluyor.

Yukarıdaki devletlere fiilen devlet olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni de eklemek gerekiyor.

 


Copyright © 2018