Kurdî English

Uluslararası Anti Kürd ittifakı, Kürdler arası birlikle etkisiz kılınabilir -I

1920’li yıllarda Ortadoğu ve Yakındoğu’da kurulan nizamda Kürdlere ve Kürdistan’a bir statü verilmemesinin en önemli nedenlerinden biri, “Uluslararası ve Bölgesel Anti- Kürd nizam”dır. Bu durumu “Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi ve Kürdistan” başlıklı yazı dizimde ana hatlarıyla yazmıştım.

Kuşkusuz uluslararası Anti-Kürd nizamın oluşumunda birçok olgu etkilidir, bu konunun da ayrıca araştırılması gerekir. Çünkü zaten uzun olan sözkonu yazı dizimde meseleyi daha da detaylandırarak uzatmak istemedim. Yalnız orada, Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılmasında uluslararası ve bölgesel Anti- Kürd nizamın rolünü altını çizerek belirtmiştim. Bunun yanı sıra Kürdlerin zaafları ve eksikliklerini çeşitli olgularla anlatmıştım. Tabii ki Kürdlerin zaaflarının ve eksikliklerinin tek başına her şeyi belirlemediği; Kürdlerin statüsüz kalmasında ana neden olmadığı yazı dikkatlice okunduğunda anlaşılacaktır.

Uluslararası Anti-Kürd nizamı tarihte yaşanmış bazı olaylarla açmanın yararlı olacağını düşünüyorum.

Lenin’nin “Ulusların Kendi Geleceğini Kendilerinin Belirleme Hakkı”nın ve Wilson prensiplerinin en çok konuşulduğu ve tartışıldığı bir dönemde Kürdistan bölündü ve paylaşıldı. Yine Stalin’in “Ulusal sorun ve sömürgeler sorunu” üzerine yazdığı eser bütün dünyada ve özellikle ezilen-sömürge ulusların ulusal kurtuluş hareketleri tarafından ilgiyle izleniyordu. İşte bu dönemde Lenin ve Stalin, Afgan Emir’inin önderliğinde yürütülen kurtuluş mücadelesini desteklerken, Kürdleri ve Kürdistanı hiç görmeyerek Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılmasına sessiz kaldı. Daha sonra başlayan Kürd ulusal hareketleri desteklenmediği gibi, Kemalistlerin yanında yer aldı. Gerek Sovyet yönetimi ve gerekse Komünist enternasyonal yani Komintern’deki bildirilerde Kürd milli hareketlerinin (Ağrı, Zilan, Sason, Şex Sait ve Dersim ayaklanmalarının) bastırılması “feodalizmin tasfiyesi” olarak değerlendirilmiştir. Komintern’in “Devrimci Kemalist hareket, gerici Kürdleri tasfiye etmiştir” biçiminde belirlemeleri vardır. Dolayısıyla, o dönem uluslararası ve bölgesel Anti – Kürd nizamın en önemli merkezleri olan Londra ve Paris’in yanına Moskova’yı eklemek yanlış olmaz. Bunu pratik olgulardan görebiliyoruz.

Kişisel olarak sosyalist mücadelenin içinde yer almış biri olarak, bu gerçekleri yaptığımız araştırmalardan sonradan öğrendik. Bu nedenle tarih bilinci, toplum bilinci, ulus bilinci ve vatan bilinci üzerinde yoğunlaşmak çok önemlidir. Türk İslamcıları ve Türk solcuları bu kavramları biz Kürdlere öcü gibi tanıttı. Sonrasında biz de o dönemde bu kavramları kullanırsak “Acaba gerici mi oluruz?” korkusuyla, “milli duygu “ve “milli mefkûre” gibi kavramları kendimize yasakladık. Sonuç: Binlerce Kürdistan genci bu iki cereyanın etkisi altında heba edildi.

Şimdi, Anti-Kürd nizama ilişkin birkaç örnek vermek istiyorum:

– 1920 yılında kurulan “Kızıl Kürdistan”, Kemalistler ve Stalin arasındaki pazarlıklar sonucu 1929 yılında yıkılmıştır.

– Şex Mahmut Berzenci’nin İngilizlere karşı direnişi desteklenmemiş ve mazlum Kürd halkının katledilmesi zımni olarak desteklenmiştir.

– Mahabat’ta kurulan Kürdistan Cumhuriyeti; İran, İngiliz, Rus ve Türk Devletlerinin dayanışması sonucu yıkılmıştır. Mela Mustafa Barzani’nin geri çekilmesi ve uzun yürüyüşü esnasında İngiliz savaş uçaklarının kullanıldığını; yine İran, Türk ve Sovyet birliklerinin organize birçok kuşatma, imha ve saldırılarına maruz kaldığını biliyoruz.

– Simko ve Ağrı ayaklanmaları İran, Türk ve Rus ordu birlikleri tarafından organize bir şekilde birlikte bastırılmıştır.

– Halepçe soykırımında gerek Avrupa devletlerinin, gerek İslam konferansının sessizliğini biliyoruz. O dönem tüm dünya genelinde  sadece Tel Aviv’deki bir protesto gösterisinin dışında bir tavrın ortaya çıkmaması, uluslararası Anti- Kürd nizamın nasıl hayata geçtiğini göstermektedir. Yine Halepçe soykırımında Rus uzmanların “Hangi gaz daha çok zehirlidir?” noktasında Saddam rejimine danışmanlık yaptığı da bilinen bir gerçektir

Devam edelim:

– Dr. Abdurrahman Kasemlo, Şerefkendi ve arkadaşlarının katledilmeleri, sonrasında bunlarla ilgili  davalar özellikle aydınlığa kavuşturulmamıştır.

– PKK lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası güçlerin komplosuyla alınıp Türk devletine teslim edilmesi ve öncesinde isedünyanın hiçbir ülkesine kabul edilmeyişi dikkate değer bir durumdur.

– Sakine Cansız ve arkadaşlarının katledilmeleri  ile ilgili dava hala aydınlatılmamıştır.

– Bugün Diyarbakır, Cizre, Sur, Silopi, Silvan, Derik ve birçok ilçede “hendekler” bahanesiyle Kürdlere yönelik, sürece yayılan soykırım uygulamaları karşısında AİHM’nin tavrı ibret verici olduğu gibi, Uluslararası Anti- Kürd nizam açısından çok çarpıcı bir örnektir. AB’nin “Biz Ortadoğu’da bir Kürd devletine karşıyız” açıklamaları, Anti-Kürd nizamla açıklanabilir. Bu da dünya devletlerinin çıkarlarının hala Kürdistan bağımsızlığı ile çeliştiği biçiminde yorumlanabilir.

Tüm bunlarla birlikte şunu diyebiliriz: Kürdistan sorunu çözülmeden bölgesel ve uluslararası güç odakları Ortadoğu’da asla huzur ve istikrar bulamaz. İstikrarın olmadığı bir yerde ise sermayenin hayat bulması ve yatırım yapılması mümkün değildir. İstikrarın gerçekleşebilmesi de, Kürdistan’ın statü kazanması ve dünya milletler  ailesinin eşit bir üyesi olmasıyla mümkündür.

Uluslararası Anti Kürd ittifakı, Kürdler arası birlikle etkisiz kılınabilir II

Bir diğer sorun Kürd siyasi parti ve hareketleriyle alakalıdır. Burada asıl problem Kürd siyasi liderliklerindedir. Kastettiğim liderlikler, Kürdistan’nın dört parçası için geçerlidir. Bilindiği üzere Ortadoğu, Yakındoğu ve Asya toplumlarda birey kültürü gelişmemiştir. Bu toplumlarda birey yoktur. Kullar, müritler ve ümmet vardır. Bu uluslar ya da halklardan kişiler benim yerime; Han’ım / Hakan’ım / Sultan’ım / Ağam / Bey’im / Şex’im / Başkanım / Başbakanım düşünür, benim düşünmeme gerek yok. Bu insanların beyni söz konusu kültlere bağlıdır. Onların yerine sıraladığım kişiler düşündüğü için karar veren de kendileri değildir. Tabii ki beyinlerini kullanmadıkları için; zaten onların yerine başkaları düşündüğü için zamanla dumura uğrarlar. Onlar lideri için ölür. Canını liderine kurban eder. Örneğin, bir zamanlar Irak’ta Arap halkının “Bu can, bu kan sana kurban ey Saddam!” sloganı atmaları ondandır.

Böyle olunca yani birey kültürü olmayınca demokrasi kültürü de gelişmemektedir. Bireyin olmadığı bir toplumda demokrasi olmaz. Ümmet, müritler ve kullardan demokrasi çıkmaz. Eleştiri kurumunun olmadığı yerde ne demokrasi, ne felsefe, ne de bilim gelişir. Bir toplumda insanlar soru soramıyorsa, sorgulayamıyorsa, eleştiri yapamıyorlarsa ancak sadece “özeleştiri” yapabiliyorlarsa o toplumda demokrasi zaten gelişmez .Aksine KİŞİLİK erazyonu olur. Asıl felaket de budur. Bu zihniyette olan siyasi hareketlerin “Demokratik” bir ülkeden bahsetmeleri büyük bir demogojidir. Tıpkı Kuzey Kore Demokratik Cumhuriyeti gibi!

Bu girdaptan çıkmanın yolu Kürd siyasi hareketlerine mensup insanların, Kürdlerin; Ortadoğu’da ve Yakındoğu’da muhatap alınabilir bir aktör olabilmeleri için Kürdler arası ittifakın gerçekleşmesi noktasında baskı unsuru olmalarıdır.

Liderlikler bir araya gelmiyorsa ve kendi küçük parti çıkarlarını Kürdistanın çıkarlarının üstüne koyuyorlarsa burada o siyasi hareketlere sempati duyan kesimler veya Kürd toplumu bu gidişata tepki göstermelidir. Eleştiri kurumunu çalıştırmalıdır. Bu konjoktürde kaybeden sadece zorluk çıkaran siyasi liderlikler değil, bütün Kürdler olacaktır. Israrla ve inatla herkes kendi siyasi önderlerine “Kürd Kürde taviz verirse, Kürd büyür, Kürdistan büyür; aksi halde düşman büyür” demelidir. Eğer Kürd halkı hayatın her alanında sesli ve açık bir tavır sergilerse, siyasi liderlikler mutlaka kendilerine çeki düzen vereceklerdir. Hangi siyasi parti Kürdi ve Kürdistani bir duruşa yaklaşır ve Kürdistan’nın yüksek çıkarı için taviz verirse inanın Kürdler onu destekliyeceklerdir.

Güncel bir konu olarak önümüzde duran Rojava Kürdistanı meselesi var. Bunun üzerinde yoğunlaştığımızda hem Uluslararası ve Bölgesel Anti- Kürd nizamın rolünü, hem de Kürdlerin eksik ve zaaflarını görüyoruz. Özellikle Uluslararası güçler kendi emperyalist çıkarlarını düşünürler ve bölgede stratejilerini ve taktiklerini oluştururken ilişki kuracağı aktörlerin duruşuna, tavır ve davranışlarına, kararlılıklarına bakarlar. Kendi içinde parçalanmış, her kafadan bir ses çıkan, birlikleri ve ittifakları olmayan, bir aktöre güvenip yola koyulurlar mı? Bölgeye ve dünyaya nizam veren oyun kurucular koalisyonlarını oluştururken yanlış ata oynamazlar. Bu güçler birlikte ittifak edecekleri siyasi hareketlere güvenmek durumundadır. Çünkü bu Emperyalist güçler birbirleriyle kavgalı hedefleri ve talepleri net olmayan yerel siyasi organizasyonlara güvenemezler. Birbirlerine güvenmeyen birbirleriyle savaşan yerel güçlere güvenmemeleri son derece normal . Koalisyon içinde olan bir gücün herhangi bir yanlışı diğerlerini de olumsuz etkiler ve bu emperyalist güçlerin ekonomik çıkarlarına negatif etkide bulunur.

ABD Ortadoğu’ya kendi çıkarları için geldi. Ortadoğu’yu kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda dizayn etmek için siyasi partiler arasındaki sorunlara da müdahale etti. Siyasi partiler üzerinde baskılar kurarak ittifaklar oluşturdu. Bunu Kürdleri sevdikleri için ya da mazlum milletlerin özgür olmasını istediklerinden değil. Tamamen kendi çıkarları onu gerektirdiği için yaptılar. ABD ve kısmen İngiltere’nin çaba ve baskıları sonucu KDP ve KYB arasında birçok toplantılar sonucunda en son 1998 yılında Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright bütün dünya TV’lerinin karşısında iki Kürd lideri el işaretiyle tokalaşmalarını sağlaması hala hafızalarımızdan silinmedi. ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright, Mesut Barzani ile Celal Talabani arasında barış anlaşmasının imzalanması törenini Kürdler unutmadı. İlle de ABD’nin baskısıyla mı olmalıydı bu barış? Bu durum Kürdlerin onurunu incitmedi mi?

Mesut Barzani’nin çabaları ve ABD’nin baskısı sonucu Rojava Kürdistanı siyasi hareketlerini bir araya getiren Hewler ile Duhok toplantılarını ve Duhok anlaşmasının imzalanmasını sağlamaları yine yakın zamanda tanık olduğumuz olaylardandır. Peki, Kürd siyasi partilerin ille de birilerinin baskıları ve zoru ile mi bir araya gelmeli? Ya da DAİŞ gibi bir vahşi bir örgütün kapımıza dayanması ile mi biz araya geleceğiz? Burada büyük bir zaaf var.

Toplumda konuşulan bir kanıyı sizle paylaşmak istiyorum. İki İsrailliden biri bir başarı elde ettiğinde diğeri ondan gurur duymanın yanı sıra onun daha yükselmesi için destek verir. Ancak burada iki Kürd söz konusu olduğunda hesutluk ve çevnebarlık devreye girer. Bir Kürd diğerine destek vereceğine onun ayağından aşağı çekmeye çalışır. Bu olguya yaşamımızda birçok yerde rastlıyoruz. Kuşkusuz bunun esas nedeni Kürdleri ve Kürdistan’ın sömürge statüsünde tutan sömürgeci sistemdir. Sömürgeci devletler 200 yılı aşkındır Kürd halkına yönelik sürdürdükleri politikadır asıl sorumlu olan. Aslında Kürdler Ortadoğu’nun en kadim ve soylu halklarından biridir. İnsanlığın doğruluk, dürüstlük, erdem ve fazilet gibi soylu değerler Kürdlerde var.

Kürdlerin en büyük zaaflarından biri saflığı ve dürüstlüğüdür. Örneğin, Türk, Arap ve Farslar tarih boyunca İslam’ı kendi devlet çıkarları için kullandı. Ruslar ise sosyalizmi kendi devlet çıkarları için kullandılar. Ancak İslam’ı İslam için yaşayan ve saf duygularla İslam için savaşan sadece Kürdlerdir. Aynı şekilde sosyalizm ve enternasyonalizm uğruna Filistin için onlarca Kürd genci şehit olmuştur. Ama maalesef Filistinli gerillalar ise Saddam ordularının saflarında Kürdlere karşı Enfal soykırımına katılmışlardır. Selahaddin Eyyubi, Bedüiizaman Saidi Kurdi ve İslam ve sosyalizm için şehit olan binlerce Kürd buna örnektir. Bizim en büyük zaafımız her şeye inanmamız ve güvenmemizdir. Bir Kürd atasözü var. Bu atasözü bütün Kürdlerin kulağına küpe olmalıdır “Mere fille ser hespe xwede bir dike hespe peya dibi hespe bir dike. Mere Kurd dostek dıbıne xwe bir dike.” (Elin adamı ata biner, Allah’ı unutur; attan iner Atı unutur. Kürt bir dost görür kendini unutur) Biz “elin adamına” Türk, Arap ve Fars diyebiliriz. Tercümeden anlaşıldığı gibi; Türk, Arap ve Fars Allahı ve atı unutuyor ama kendini unutmuyor. Kürdler kendilerine söylenen her şeye hep inandı .Onun için tarih boyunca İslam kardeşliği ve enternasyonalim adına hep kandırıldı .Yeter artık! Biz de artık oyunu kurallarına göre oynamalıyız. Eğer hep ayaklar altında ezilip soykırımlara uğramak istemiyorsak bunu yapmalıyız!

Şimdi gelelim Duhok toplantısına… Bu toplantıda Mesut Barzani’nin özel çabaları ve ABD’nin baskısı sonucu Rojava Kürdistanı siyasi partileri bir araya geldiler. Dokuz siyasi hareketin bileşimi olan Suriye Kürd Ulusal Konseyi (ENKS) ile Rojava Kürdistanı Halk Kongresi (TEV-DEM) bir araya geldi ve uzun tartışmalar sonucu birçok konuda anlaşmaya vardı ve DUHOK anlaşması taraflar arasında imzalandı. Bu durum bütün Kürdistan’da sevinçle karşılandı. Hem Kürdler arasında hem de uluslararası planda son derece olumlu bir etki yarattı. Çeşitli toplantı ve konferanslarla Ortadoğu’da Kürdlerin artık akıllı ve sağduyulu bir politika izleyecekleri noktasında olumlu bir kanı oluşturdu. “Tamam, şimdi oldu, başardık” inancı ve özlemi oluşmuşken bir müddet sonra taraflar birbirlerine şartlar öne sürmeye başladılar. Bu detaylara girmeyeceğim. Ama bildiğim bir tek şey var. Küçük parti çıkarlarını esas alan hiçbir şart Kürdistan’ın çıkarlarının üstünde olamaz. Bu şartları öne sürüp engel çıkaranlar, Kürde ve Kürdistan’a ve bu davaya en büyük zararı vermektedirler. Nasıl ki PYD liderinin Rojava Kürdistanı’na Peşmergelerin gelmesini istememesi ne kadar yanlışsa, ENKS’in Cenevre’deki Suriye görüşmelerinde sadece kendilerinin Kürdleri temsil ettiğini söylemesi de bir o kadar yanlıştır.

Nasıl ki Güney Kürdistan’da her partinin ayrı ayrı orduları ve emniyet birimlerinin olması devlet aklıyla uyumlu değilse, Rojava Kürdistan’da PYD ve ENKA’nın ayrı ayrı ordularının olması da yanlıştır. Hem Güney Kürdistan’da hem Rojava Kürdistanı’nda “milli ordunun” alt yapısının oluşturulması lazım. Bu gerçekleşmeden Kürdlerin devletleşmesi hayaldir.

Bugün dört parça Kürdistan’ın en zayıf halkası Güney ve Rojava Kürdistanı’dır. Dikkat edilirse, İran devlet yetkilileri Güney Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı olduklarını; Goran, PKK ve Yekiti’nin de bağımsız devlet istemediklerini ve Türk yöneticileri de ısrarla ve inatla Rojava Kürdistanı’nın bir statü kazanmasına şiddetle karşı olduklarını beyan etmektedirler. Neden? Çünkü Güney Kürdistan’ın devlet olması Anti – Kürd nizamın bölgesel aktörlerinin planlarını bozacaktır.

Rojava Kürdistanı’nın, Güney Kürdistan gibi gevşek bir federasyon olması ya da bağımsızlaşması Kürdistan’ın diğer parçalarının tek tek kurtulmasının yolunu açacaktır. Rojava Kürdistanı’nın stratejik konumu Kürdistan’ın anahtarı niteliğindedir. Nasıl ki Kerkük Kürdistan’ın kalbi ise, Rojava Kürdistanı da Kürdistan’ın Akdeniz’e açılan kapısıdır.

Genelde ulusal ittifak; siyasi, kültürel, sanatsal, diplomatik faaliyetlerin, milli bilincin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması ile olur. Ancak Rojava Kürdistanı’nın statü kazanması, Rojava Kürdistanı’yla Güney Kürdistan’ın ekonomik çıkarları iki parça arasında doğal ulusal ittifakın oluşumuna hizmet edecektir. Burada ulusal birlik, öyle görülüyor ki ekonomik birliğin oluşumuyla gerçekleşecektir. Ekonomik birlik hem Güney Kürdistan’ın hem de Rojava Kürdistanı’nın çıkarınadır. Çünkü Güney Kürdistan petrol, doğalgaz, kaya gazı ve diğer yeraltı zenginliklerinin dünya pazarına açılabilmesinin en kestirme ve uygun ve sorunsuz yolu Rojava Kürdistanı’nın üzerinden Akdeniz’e açılan yoldur. Tarihte böyle bir fırsat Kürdlerin eline bir daha geçmez. Kürdler bu fırsatı eğer kaçırırlarsa Rojava Kürdistanı’nda ve Kobani’de şehit düşen ve “Her çar parça Kurdistan” sözünü dillerinden düşürmeyen güzel yüzlü gencecik Kürd kızları ve oğullarının ruhları Kürd siyasi liderlerini rahat bırakmayacaktır.

Bu nedenle Kürdistan’ın bütün parçalarındaki siyasal partiler ve halk Rojava Kürdistanı’nın federal, konfedere veya bağımsız olması için var güçleriyle destek vermelidir. Kürd milleti bütün enerjisini ve sinerjisini Güney Kürdistan’ın bağımsızlığına ve Rojava Kürdistanı’nın statü kazanmasına odaklanmalıdır. Kürdistan halkının duygu ve düşünceleri bu noktada yoğunlaşırken, Rojava Kürdistanı siyasi partileri “Biz Demokratik Suriye” istiyoruz sevdasından vazgeçmelidir.

Kürd siyaset insanları ve aydınları Kuzey Kürdistan’da sürdürülen vandalizme sessiz kalan Uluslararası Anti – Kürd nizamı yoğun ve sürekli eleştirmelidir. Bu eleştiri Dünya kamuoyunu ve insanlığın vicdanını harekete geçirmede etkili bir unsur olabilir. Uluslararası güçler üzerinde en büyük baskı unsurunun dünya kamuoyu ve insanlığın vicdanı olduğunu unutmayalım. Ayrıca ABD ve Avrupa’da siyaset üzerinde etkili olan düşünce kuruluşları ile ilişkiler kurma ve yapılacak diploması faaliyeti diploması masasında kazanmanın en önemli araçlarıdır. Aksi halde karada başarı yani savaş alanında kahramanlık gösterip, diploması masasına davet edilmemek ya da masada kaybetmek kaçınılmazdır.

Bu yazıyı kaleme aldığım sıralarda Cizre’de katliamlar yoğun bir biçimde devam etmekteydi. Aynı gün sosyal medyada Cemil Bayık’ın “Kürd devleti istemek gericiliktir” açıklamasını okudum. Bu iki olgu yan yana getirildiğinde açıklamanın bilime ve gerçek hayata uymadığını görürüz.

Eğer Kürdler bir devleti sahibi olsaydı, tarih boyunca bir plan dâhilinde sürdürülen Kürd soykırımı yaşanır mıydı? Dünyada soykırıma uğrayan halklar hep devletsiz halklar olmuştur. Yahudiler, Ermeniler, Boşnaklar, Tutsiler devletleri olmadığı dönemlerde soykırıma uğradılar. Nasıl bir akıldır anlamak zor. Eğer devletiniz olmazsa daha çok Roboskiler, Cizre katliamları, Halepçeler ve Enfaller yaşarsınız.

Bir diğer husus Kürdistan’ın diğer parçalarının Kuzey Kürdistan’daki katliamlara karşı sessizliğidir. Bunu anlamakta zorlanıyoruz. Unutulmamalıdır ki bugün Kuzey, onların deyimiyle “temizlenirse” yarın sıranın Güneye geleceği kaçınılmazdır. Türk Devlet yetkilileri ,Rojava Kürdistan’nın statü kazanmaması için “PYD ‘nin Azez’e girmesine ve bir Kürd koridoruna asla izin vermeyeceğiz” demektedir. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Ermeniler 1915’te sabah kahvaltısı Kürdler de daha sonra yani Koçgiri, Ağrı, Şex Sait, Sason ve Dersim’de öğle yemeği oldular. Katliamlara karşı sessiz durmanın, ona dolaylı da olsa destek olduğu unutulmamalıdır!

Kürdlere, devletsizliği dayatanlar tarih boyunca emperyalist ve sömürgeci güçler olmuştur. Bu zihniyette ısrar Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılmasının sürmesini istemektir.

İbrahim Gürbüz

İBV Yönetim Kurulu Başkanı

Kaynak: http://zernews.net/ibrahim-gurbuz-yazi-uluslararasi-anti-kurd-ittifaki/

 


Copyright © 2018