Kurdî English

"Almanyada yaşayan bir milyonu aşkın Kürd‘ün pasaportlarının rengine bakılarak Türk, Arap ve Fars olarak işlem görmesi, istatistiklerde ve kamu araştırmalarında kendi kimlikleriyle yer almamaları, diğer göçmen gruplarına tanınan ana dilde ders hakkının bir kaç eyaletin dışında Kürd çocuklarına tanınmaması, anne ve babalarının Kürd çocuklarına Kürdçe olan isimler verememesi ve danışmanlık hizmetlerinin Kürdçe yapılmaması gibi birçok uygulama her şeyden önce Almanya’nın sahip olmakla övündüğü özgürlükçü-demokratik değerlerle çelişmektedir…

Bu uygulama aslında Kürd kimliğinin Almanya’da da inkar edildiği anlamına gelmektedir. Kürd ailelerin Almanya’da doğan çocuklarına, istedikleri Kürdçe isimleri verememeleri, Alman nüfus müdürlüklerinde, Türk Büyükelçiliği veya Türk Konsolosluk görevlileri tarafından verilen ve içlerinde Türkçe isimler ihtiva eden kataloglarda isim seçmelerini istemeleri Kürd kimliğin inkarının Türkiye’den Almanya’ya ihraç edildiğini göstermektedir.

Kürd ve Kürdistan sorunu, Kürdlerin ve Kürdistan’ın 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde, bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması Kürdlerin bağımsız devlet kurma haklarının gasbedilmesidir. Kürdlerin, Kürd toplumu olmaktan, Kürd milleti olmaktan doğan haklarının gasbedilmesi, asimilasyon politikaları ile karşı kaşıya olmasıdır.

Kürdlerin ve Kürdistan’ın başına getirilen bu felakette, başta dönemin emperyal devletleri, Büyük Britanya ve Fransa olmak üzere, Batı’nın, Avrupa’nın sorumluluğu büyüktür. Kürdlere ve Kürdistan’a böylesine bir felaket yaşatan Batı, günümüzde de, Kürd kimliğini inkâr ederek, ülkelerinde, çeşitli nedenlerle bulunan Kürdleri Türk, Arap, Fars kaydederek, bu ırkçı ve sömürgeci politikaya destek vermektedir.

Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar, Barış ve Demokrasi Partisi’ne, milletvekillerine, belediye başkanlarına, sık sık, “terörle aranıza mesafe koyun” diyorlar. Kanımca bu yanlış bir uyarıdır. Ama, devlet terörüne verdikleri sınırsız destekten dolayı bu kurumlar eleştirilmelidir. Devlet terörüyle aralarına mesafe koymaları bu kurumlardan, bu kurumlarda yer alan devletlerden istenmelidir. Türk devlet terörüne destek verdikleri sürece bu tür önerileri de ciddi bulunmayacaktır.

“Teröre karşıyız” diyerek devlet terörüne sınırsız destek vermek çok yanlış bir tutumdur. Buna dikkatinizi çektikten sonra ve Kürd kimliği meselesine yeniden dönmek istiyorum.

Bugün Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, (1945) Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Uluslar arası Sözleçmesi (1966), Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslar arası Sözleşmesi (1966) ezilen, baskı gören halklar için ne ifade eder?

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin (1948) , Avrupa Konseyi İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi (1950), Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşme (1995) Avrupa Konseyi Bölgesel Diller veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı (1992) gibi sözleşmelerin Kürdler için ne anlamı vardır?

Parlamento’nuzun bu sorulara temel hak ve özgürlükler açısından bir yanıt vereceği, Almanya’da Kürd kimliğinin diğer kimlikler gibi meşru kabul edileceği yeni bir süreci başlatacağına ve bu vesileyle Kürt sorununun da demokratik ve barışçıl çözümüne hizmet edeceğini umut ediyor, size en içten dileklerimi ve selamlarını gönderiyorum."

 


Copyright © 2018