Kurdî English

Son iki yıldır İsmail Beşikci’yle sık sık bir araya geliyoruz. Özellikle İsmail Beşikci Vakfı kuruluşu çalışmaları nedeniyle daha sık görüşüyoruz. Her bir araya gelişimizde gerek Türkiye’deki gelişmeler gerek Kürdistan ve Ortadoğu’daki gelişmelerle ilgili düşünce alışverişinde bulunuyoruz. Onun tespitleri ve düşünceleri bize farklı bakış açıları kazandırmaktadır. Bu anlamda kendimizi çok şanslı görüyoruz.

İsmail Beşikci Vakfı’nın 5 Mayıs 2012 tarihindeki açılışından sonra Vakıf yönetim toplantılarında kendisine “ Ne zaman Güney Kürdistan’a gideceğiz?” diye sorduğumuzda hiç yanıt vermiyor, sadece tebessümle karşılıyordu. Suriye’deki son gelişmeler ve Güneybatı Kürdistan’daki Kürtler arası ittifakın gerçekleşmiş olması güçlü bir sebep oluşturdu. Biz kendisine “Hocam artık ilan edilmemiş bir Kürdistan kuruldu. Hatta Güneybatı Kürdistan’da Kürt ittifakı da gerçekleşti. Bu durumda artık Güney Kürdistan’a gitmeliyiz”. Önerilerimize uzun süre yine tepki vermedi. Son Vakıf Yönetim Kurulu toplantısında aynı şekilde düşüncemizi kendisine açtık, ikna olması için Yönetim Kurulundaki arkadaşların yoğun çabasıyla “tamam” yanıtını aldık. Bu toplantı bizim açımızdan çok başarılı geçmişti. Hepimiz çok mutlu olmuştuk. Çünkü Beşikci 40 yıla yakın bir süredir uzak kaldığı topraklara yeniden dönecekti. Uğruna hapis yattığı, ağır bedeller ödediği topraklara gidecekti. Aslında bu kararı onu da çok mutlu etmişti. Uzun yıllar bütün benliğiyle, ruhuyla, duygularıyla hatta sevdasıyla bir tutku haline getirdiği “Yakındoğu’nun imha olmaktan kurtulabilmiş tek ülkesi Kürdistan” topraklarına gidecekti. Bu durum bizde tarif edilemez bir heyecan ve sevince yol açtı. Onu ikna etmenin coşkusunu yaşıyorduk.

Sıra ne zaman gideceğimiz sorusuna gelmişti. En doğru zamanın ekim ayı içerisinde olacağını düşündük. Özellikle Güney Kürdistan’da üniversitelerin açılış dönemine denk gelsin istiyorduk. Nitekim ekim ayı içerisinde gitmeye karar verdik.

Kırk yıldır uzak kaldığı, ayrı düştüğü ve hasret kaldığı Zin’e kavuşacaktı Beşikci. 20 yılı aşkın bir süre zarfında gözlemim odur ki; Kürt ve Kürdistan Beşikci için bir bebek gibi, bebek büyüdükçe, serpildikçe, geliştikçe o mutlu oluyor. Özcesi, Beşikci ile Kürt ve Kürdistan arasındaki bağ Mem in Zin’e aşkı gibi bir şey.

Irak’ın Kürdistan Bölge Yönetimi Türkiye temsilcisi Ömer Mirani ile görüşmek için Ankara’ya gittim. Bu görüşmeyi İsmail Beşikci ile gerçekleştirdik. Görüşme öncesi Hoca, beni karşıladığında; “İbrahim, Güney Kürdistan’a gitmeden önce mutlaka Diyarbakır’a gitmeliyiz” dedi. Diyarbakır’a gitmeden G.Kürdistan’a gitmek doğru olmayacağını söyledi. Bunun üzerine 10 Eylül 2012 tarihinde Diyarbakır’a gitmeyi planladık. Bu bizim için ayrı bir sürpriz oldu. Böylece Beşikci hem Diyarbakır’a hem Federal Kürt Bölgesi’ne gidecekti. İsmail Beşikci Vakfı’nın kuruluşu ona uğurlu gelmişti. Beşikci’nin kitapları koruma altına alınmış, araştırmacıların ve Kürt gençlerinin hizmetine sunulmuştu. Bu durum Beşikci’ye büyük bir moral ve mutluluk vermişti. Beşikci kitaplarını Ankara’dan altı kamyonla bizzat kendisi getirmişti. En son kamyon geldiğinde bizleri odaya topladı “Arkadaşlar bugün çok mutluyum. Kuş kadar hafifledim. Çünkü kitapların ve koleksiyonum kurtuldu” diyerek sevincini dile getirmişti. Sırtından ağır bir yük kalkmıştı. Bizlerde onun bu sevincini paylaşarak çok mutlu olmuştuk.

Artık yol haritamız netleşmişti. 10 Eylül 2012’de Diyarbakır’a gidecektik. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Osman Baydemir, Diyarbakır ziyaretimizin ev sahipliğini yaptı. Yazar,  sayın Şeyhmus Diken gezi boyunca bizimle ilgilendi.

10 Eylül 2012 akşamı 18:40’da Ankara’dan Diyarbakır’a havalandık. Uçağa girişimiz, koridordan yürüyüşümüz esnasında insanların meraklı bakışları arasında oturacağımız koltuğu aradık. Giriş sırasında orta yaşlı bir kişi yanımıza yaklaşıp, bana; “bu bey İsmail Beşikci mi?” diye sorması ve hemen elini öpmesi dikkate değerdi. Uçaktaki koltuğa oturduk. Hoca cam kenarına, ben orta koltuğa, yanımdaki koridora bakan tarafta ise esmer orta yaşlı tipik bir Diyarbakırlı vatandaş oturdu. Uçak havalandıktan yarım saat sonra yanımdaki kişi, bana; “nerelisiniz, niçin Diyarbakır’a gidiyorsunuz?” gibi sorular sormaya başladı. Kendisine,“Sarıkamışlı olduğumu ve ziyaret amaçlı gittiğimizi” söyledim. Meraklı gözlerle “bu amca ne iş yapıyor, senin arkadaşın mı?” diye sorular sormaya devam ediyordu. Aynı zamanda meraklı bakışlarla Beşikci’yi süzmeye, sanki bir yerden tanıyormuşçasına bakmaya devam ediyordu. Ben de kendisini tanımak istedim. Ne is yaptığını neden Ankara’ya gittiğini sordum. Kendisinin market işletmeciliği yaptığını, sağlık nedeniyle her ay Ankara’ya gidip geldiğini ve isminin Abdullah olduğunu söyledi. Genel olarak ikimiz sohbete daldık. Ben de Kürt olduğumu ve bir iş dolayısıyla Diyarbakır’a gittiğimizi kendisine anlattım. Kürt olduğumu öğrenince artık Kürtçe konuşmaya başladık. “Yanındaki amca da Kürt mü?” dedi. Kendisine onun Kürt olmadığını, Çorumlu ve Doktor olduğunu söyledikten sonra daha da meraklandı. Ve kendi cilt rahatsızlığını on göstermek istedi. Ben ise Beşikci’nin Doktor olduğunu ama tıp doktoru olmadığını söyleyince, daha da meraklandı. Beşikci’yle tanışmak, konuşmak istiyordu. Abdullah’a; “Beşikci’nin tıp doktoru olmadığını ama “Kürtlerin” doktoru olduğunu” söyleyince Beşikci ile daha fazla ilgilendi, ardından düşüncelere daldı. Nasıl “Kürtlerin doktoru” olunur diye düşündü muhtemelen. Kendisinin Yenişehir ilçesi BDP yönetiminde olduğunu belirtti ve çalışmalarını anlatmaya başladı. Ancak yine de merakı son bulmamıştı. Ara ara Beşikci’ye bakıyor, onu çözmeye çalışıyordu.

Diyarbakır havaalanına inişe yaklaştığımızda “Abdullah bu adamın kim olduğunu sana söyleyeceğim, ama kimseye söyleme bunun öğrenilmesini istemiyoruz” dedim. “Tamam” dedi. Bunun üzerine Abdullah’ın kulağına eğilerek ona “ bu Doktor, yani “Kürtlerin Doktoru” İsmail Beşikci’dir” dedim. O an birden yerinden fırlayıp, yüksek sesle “ben onu tanıyorum, ben onu görmüşüm” deyip ayağa kalkıp sevgiyle Hoca’nın başını, gözlerini öpmeye başladı. Yerine oturdu sonra tekrar ayağı kalktı. Yine aynı sevgi seli devam etti. Abdullah çok heyecanlanmıştı. Hoca da çok şaşırmıştı. Ben de bu durum karşısında duygulandığımı söylemeliyim.

10 Eylül 2012 günü gece saat 21.00’de, havaalanında, Büyükşehir Belediyesi Basın ekibi ve bizim tanıdığımız simalar tarafından büyük bir ilgiyle karşılandık. Otomobile binip konaklayacağımız otele doğru yol aldık. Hoca çok heyecanlıydı. Etrafı izliyor “Diyarbakır çok büyümüş” diyordu. Otele geldik. O gece dinlendik. Ertesi sabah saat 11:00’de Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’le belediyede randevumuz vardı. Şeyhmus Diken sabah bize geldi bizi otelden alarak belediyeye götürdü. Başkan, Belediye binasının önüne geldiğimizde büyük bir basın grubu ve toplulukla birlikte bizleri karşıladı. Bu duygu atmosferi içinde Osman Baydemir’in odasına gittik. Basın mensupları karşısında Osman Baydemir’in ve Beşikci’nin anlamlı konuşmaları oldu. 11 Eylül 2012 günü Osman Baydemir Beşikci’ye ayırmıştı. Önce ciğerciye oradan çaycıya giderek çay içtik. Bize rehberlik yapan değerli yazar Şeyhmus diken gün boyunca bize tarihi mekanlar ve sosyo-kültürel yapı hakkında değerli bilgiler verdi, bir çok yeri gezdirdi.

12 eylül 2012 günü Şeyhmus Diken, Malmisanij ve Vakıf Danışma Kurulu üyesi Necip Yeşil ve babası Mahmut Yeşil ile birlikte sabahtan akşama kadar çok verimli bir kültür ve tarih gezintisi yaptık. Gerek yazar Şeyhmus Diken, gerekse Malmisanij çok değerli bilgiler verdiler. Birçok kez Diyarbakır’a gitmeme rağmen, ilk kez Beşikci sayesinde son derece faydalı kültür seyahati yapmış olduk.

Şehrin kültür merkezlerini, enstitülerini, tarihi ve arkeolojik yerlerini bir bir gezdik. Sur içi gerçekten büyüleyiciydi. Özellikle Saraykapısı içinde restore edilen tarihi yapılar çok değerli arkeolojik miraslardı. Ama maalesef resmi ideoloji, bu tarihi yapıları adliye, savcılık, Jitem merkezi ve cezaevi gibi binalara dönüştürerek Kürtler için korku merkezlerine dönüştürmüştü. Şimdi ise Büyükşehir Belediyesi’nin çabalarıyla bu tarihi yapıtlar olması gerektiği gibi restore edilerek, bölgenin kültür mirasına kazandırılıyor. “Sur içi”, Diyarbakır, hatta dünya için eşsiz bir mirastır. İçinde yaşamın devam ettiği bir açık hava müzesi konumundadır. Sur içindeki kültürel, tarihsel ve arkeolojik dokunun, çok dinli ve kültürlü yapının hassasiyetle korunması ve sonradan eklenmiş yeni yapıların kaldırılarak eski şehir dokusunun yeniden restore ve konserve edilmesi gerekir.

Üç günlük gezimiz boyunca, yolda yürürken ve gittiğimiz her mekanda, Beşikci fark edildiğinde, aynı uçakta yaşadığımız olaya benzer bir çok olaya tanık olduk. Buradan şunu anladık ki; Kürt halkı ve her düşünceden Kürt siyasal parti ve görüşler Beşikci’ye büyük bir sevgi, saygı ve ilgi duymaktadır. Örneğin Dicle-Fırat Kültür Merkezi’nde gözleri görmeyen bir Dengbej, Beşikci adını duyduğunda ne yapacağını bilemedi. Onu tanıdığını, bildiğini, okuduğunu söyleyerek büyük bir sevgi gösterisinde bulundu.

Üç günlük kısa gezintimize çok şey sığdırdığımızı düşünüyorum. Hoca, 73 yaşına rağmen çok enerjik bir performans gösterdi. Çok yoğun bir programla sürdürdük ziyaretimizi. Çok sayıda gazete ve TV’de röportajlar, canlı yayınlar ve aralıksız görüşmeler yapıldı. Birçok görüşme taleplerine zaman darlığı nedeniyle yanıt veremedik.

Beşikci’nin bu kısa ziyaretinin Diyarbakır’da ve Kürdistan’da heyecan yarattığını düşünüyorum. Biz de heyecanlıydık. Bu heyecanı bize yaşatan, desteklerini esirgemeyen, misafirperver Diyarbakır halkına, Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın Osman Baydemir’e, Sayın Şeyhmus Diken’e, Sayın İrfan Uçar’a, Sayın Malmisanij’e ve tüm Belediye emekçilerine teşekkür ederiz. Diyarbakır’da Vakfımızın bir şubesinin açılması için attığımız adımların çok yakında sonuca ermesi halinde, Beşikci’yi Diyarbakırlıların daha sık göreceklerini düşünüyorum. İsmail Beşikci Vakfı’na sahiplenmenin, toplum bilinci, tarih bilinci ve ulus bilincinin gelişmesine katkı sunacağını düşünüyor ve Vakfın Diyarbakır’a hayırlı olmasını diliyorum.

 

 


Copyright © 2018