Kurdî English

Avrupa, Kürdler ve Kürd Kimliği

Bugün, Avrupa’da, sadece Almanya’da bir milyona yakın Kürd’ün yaşadığı kanısındayım. Dünyada ise, Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Kürdistan dışında iki milyonu aşkın Kürd’ün yaşadığı söylenebilir. Ortadoğu’daysa,  Kürdistan, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de, 40 milyonu aşkın Kürd’ün yaşadığı bir gerçektir.  Bu sayıyı az bulan araştırmacılar, gazeteciler de vardır. Bu ülkelerde sağlıklı nüfus sayımları yapılmamasının temel nedeni Kürdlerin nüfusunun fazla çıkacağı endişesidir.

Avrupa’da, büyük bir Kürd kitlesinin yaşadığı bir gerçektir. Fakat Kürdler bulundukları, yaşadıkları Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Danimarka, İspanya, Hollanda gibi ülkelerde, nüfusa Kürd olarak kaydedilmemektedirler. Türkiye’den gitmişlerse, Türk, İran’dan gitmişlerse Fars, Irak’tan ve Suriye’den gitmişlerse Arap olarak kaydedilmektedirler.

Bu, Kürd kimliğinin inkarı demektir. Örneğin Türkiye’de bu inkar hala sürdürülmektedir.  Kürd çocuklarına, içlerinde,  w, x, q harfleri bulunan isimler verilememektedir. Aileler bu konuda nüfus müdürlüklerinde çok büyük sorunlar yaşamaktadır.

Ama aynı durum örneğin Almanya’da da yaşanmaktadır. Kürd aileler Almanya’da doğan çocuklarına,  istedikleri Kürdçe isimleri verememektedir. Daha doğrusu istedikleri isimleri nüfusa kaydettirememektedir. Alman nüfus müdürlüklerinde, Türk Büyükelçiliği veya Türk Konsolosluk görevlileri tarafından verilen ve içlerinde Türkçe isimler ihtiva eden kataloglar vardır.  Alman görevliler Kürd ailelere o kataloglardan isim beğenmelerini, isim seçmelerini istemektedir. Kürd aileler tarafından dile getirilen Kürdçe isimler kaydedilmemektedir.

Kürd/Kürdistan Sorunu Nedir?

Kürd/Kürdistan sorunu Kürdlerin ve Kürdistan’ın 1920’lerde Milletler Cemiyeti döneminde, bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması Kürdlerin bağımsız devlet kurma haklarının gasp edilmesidir. Kürdlerin, Kürd toplumu olmaktan, Kürd milleti olmaktan doğan haklarının gasbedilmesi, asimilasyon politikaları ile karşı kaşıya olmasıdır.

Kürdlerin ve Kürdistan’ın başına getirilen bu felakette başta dönemin emperyal devletleri, Büyük Britanya ve Fransa olmak üzere Batı’nın, Avrupa’nın sorumluluğu büyüktür. Kürdlere ve Kürdistan’a böylesine bir felaket yaşatan Batı günümüzde de Kürd kimliğini inkar ederek ülkelerinde çeşitli nedenlerle bulunan Kürdleri Türk, Arap, Fars kaydederek, bu ırkçı ve sömürgeci politikaya destek vermektedir. 

İnkar Türk yönetiminin Kürdleri ve Kürdistan’ı yönetmede en önemli politikasıdır. Devlet terörü de tırmandırılarak bu politika yaşama geçirilmeye gayret edilmektedir. Bu inkarcı politikanın üniversite, yargı, basın gibi kurumlar tarafından kayıtsız şartsız desteklenmesi devlet terörünü gizleyemez. Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, İspanya gibi batılı devletlerin Kürdleri,  Kürd kaydetmeyerek, geldikleri ülkelere göre, Türk, Arap, Fars kaydederek  Türk devlet terörüne yoğun bir destek vermektedirler.

Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar, Barış ve Demokrasi Partisi’ne, milletvekillerine, belediye başkanlarına,  sık sık “terörle aranıza mesafe koyun”  diyorlar. Kanımca bu yanlış bir uyarıdır. Ama devlet terörüne verdikleri sınırsız destekten dolayı bu kurumlar eleştirilmelidir. Devlet terörüyle aralarına mesafe koymaları bu kurumlardan bu kurumlarda yer alan devletlerden istenmelidir. Türk devlet terörüne destek verdikleri sürece bu tür önerileri de ciddi bulunmayacaktır. “Teröre karşıyız” diyerek devlet terörüne sınırsız destek vermek çok yanlış bir tutumdur.

Türkiye’nin “bütün dünya bize karşı. Herkes teröre destek veriyor…” şeklinde bir söylemi var. Devleti hükümet, özellikle iç politikada bunu çok seslendiriyor. Bu hiç doğru değil.  Uluslararası politikada etkin olan devletlerin Türkiye’ye çok yoğun destek verdikleri, Kürdlere karşı tırmandırılan devlet terörünü görmezlikten, bilmezlikten geldikler çok büyük bir gerçekliktir. Türkiye’nin açtığı ihalelere girme, ihalelerden pay kapma büyük devletlerin vicdanlarını bağlayabiliyor. Uluslararası politikada devletlerin çıkarı elbette belirleyicidir. Fakat bu bazı temel ahlaki ilkelerin göz ardı edilmesini getirmemelidir. Gerilla mücadelesine karşı örneğin Avrupa’nın hiçbir desteğinin olmadığı da biliniyor. Kürdler, PKK Avrupa’da sık sık gösteri-yürüyüş, miting, oturma grevi vs. yapıyor.  Bunlara “Avrupa’nın desteği” olarak algılamak doğru değildir. Avrupa’daki bu demokratik olanaklardan herkes yararlanıyor.

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi,  (1945) Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Uluslar arası  Sözleşmesi (1966), Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar  Uluslar arası Sözleşmesi (1966)   ezilen, baskı gören halklar  için ne ifade eder?

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin (1948)  hemen Başlangıç bölümündeki;

“İnsanın, zorbalık ve baskıya karşı, son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için insan haklarının hukuk düzeniyle korunması gerektiğini” ifadesini Kürdler açısından nasıl yorumlamak gerekir?

Avrupa Konseyi İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi (1950),  Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşme (1995) Avrupa Konseyi Bölgesel Diller veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı (1992) gibi sözleşmelerin Kürdler için ne anlamı vardır?

Bu sözleşmelerin hepsi de bu sözleşmelerden önce veya sonra yayımlanan uluslararası belgeler de baskı altında olan halklar için çok büyük haklar dile getirmektedir. Bu sözleşmeler, bu belgeler gerek bireysel haklar temelinde gerek kolektif haklar temelinde  Kürdlere de çok haklar sağlamaktadır. Ama Türk devleti gerek yorumlarıyla gerek çekinceleriyle Kürdlerin bu haklardan yararlanmamsı için çok yoğun bir gayret içinde olmaktadır. Kürdlerin hak-huhuk, adalet, özgürlük, eşitlik istemleri, bu yolda sergiledikleri eylemler “terör” olarak değerlendirilmekte Batılılar da devletin bu yorumuna destek vermektedir.

Fakat Kürdlerin ve Kürdistan’ın Ortadoğu’nun ortasında bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış kalması Kürd toplumu olmaktan, Kürd ulusu olmaktan doğan haklarının, doğal haklarının tamamen gasp edilmiş olması bu uluslararası sözleşmelere ve belgelere tamamen aykırıdır. Kürdlere dayatılan koşullar, bu sözleşmelerin ve belgelerin ruhuna aykırıdır.

Terör Nedir?

15-20 yıl öncesini düşünelim. Kürdlerle, Kürdçe’yle, Kürdistanla ilgili bir şeyler yazdınız veya konuşma yaptınız. Siz artık, devletin, hükümetin nezdinde bir teröristsiniz. Devlet sizi bastırmak, engellemek için  her türlü önlemi almakta, yürürlüğe koymaktadır. Bu bastırma, engelleme sürecinde devlet terörünü de kullanmakta, tırmandırmaktadır.  Bütün bunları da  mübah saymaktadır. İşte bu süreçte, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar, “teröre karşı çıkıyoruz” diyerek devlet terörüne sınırsız bir destek veriyorlar.

Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Hollanda gibi ülkelerde Kürd kimliğinin resmen tanınmaması, Kürdlerin geldikleri ülkelere göre Türk, Arap, Fars kaydedilmeleri,  devlet terörüne verilmiş büyük bir destektir. Bu destek aynı zamanda devlet terörünü teşvik de etmektedir. İsveç gibi İskandinav ülkelerinde durum, şüphesiz daha olumludur.  Bu ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Almanya’da bir milyon civarında Kürd’ün yaşadığı söylenebilir. Almanya’da Kürd kimliğinin tanınmaması,  Kürdlerin,  Türk, Arap, Fars kaydedilmeleri ne anlama gelmektedir?

27 üyeli Avrupa Birliği’nde, Luxemburg, Kıbrıs, Malta gibi devletlerin nüfusları bir milyondan azdır.  Örneğin, Kıbrıs’da, Rumlar artı Türkler yine bir milyonu bulmamaktadır. Almanya’da, Luxemburg’un nüfusundan, Malta’nın nüfusundan, Kıbrıs’ın nüfusundan daha çok Kürd yaşamaktadır. Kürdlerin böylesine kimliksiz kalması uluslar arası sözleşmelere ve belgelere aykırıdır. 

47 üyeli Avrupa Konseyi’nde,  Andora, San Marino, Monaco, Liechtenstein gibi devletler var. Bu devletlerin nüfusları 30 bin-40 bin arasında değişmektedir. Bu dört devlet Birleşmiş Milletler’in de üyesidir. Bu dört devletin nüfusu toplandığında,  toplam, Almanya’da yaşayan,  Kürdlerin beşte birini bile bulmamaktadır. Ama, Almanya’da Kürd kimliği tanınmamaktadır. Bunun Kürdlere karşı, Kürd toplumuna karşı çok büyük bir haksızlık olduğu besbellidir. Devlet terörüne ise büyük bir destek ve teşvik olduğu açık bir durumdur.

Örneğin, medyada, gazetelerde, “falanca şehirde yangı çıktı. Bir Türk aile yandı. İki çocuk bir kadın… Aile yangından kurtarılamadı.” Veya, “Bir Türk aile, arabalarıyla Türkiye’ye tatile gelirken Bulgaristan’da kaza geçirdi. Ana, baba üç çocuk yaşamlarını kaybetti.” şeklinde haberler yer almaktadır.  Aslında, bu haberler biraz kurcalandığı zaman,  ailelerin bir Kürd ailesi olduğu hemen anlaşılmaktadır. Doğum yerlerinden, yaptıkları işlerden,  akrabalarından vs. bu hemen anlaşılmaktadır. Türk aile denildiği zaman Türkler için bir sempatinin ilginin doğduğu,  olumlu duyguların geliştiği,  örneğin, Türk derneklerine yardım yapıldığı yapıldığı bir gerçektir. Basında Kürd adı sadece uyuşturucu kaçakçılığı, ırza tecavüz, adam öldürme, hırsızlık, gasp gibi fiillerle birlikte  yer almaktadır.

15 Ekim 2012 Alman Parlamentosu

15.Ekim 2012 de Almanya Parlamentosu’nda bir görüşme gerçekleşecek.  YEK-KOM tarafından yürütülen bir kampanya ile Almanya’da yaşayan Kürdleredn 60 bini aşkın imza toplandı. Bu imzala federal parlamentoya gönderildi.  15 Ekim’de, Federal Parlamentoda, “Almanya  Kürd Kimliğini Tanısın” başlıklı bir oturum gerçekleşecek. Bu kampanya Kürdler yanında, Alman milletvekilleri ve Alman aydınları tarafından da destekleniyor. Dilerim o oturumda olumlu kararlar alınır, Almanya da bu tür çelişkilerden kurtulur. Bu karar öbür devletler için de önemli bir emsal oluşturur.

Başbakanlar, Genelkurmay Başkanları

Halbuki, batılılar, Avrupa, örneğin, Almanlar, Fransızlar, İngilizler, İspanyollar, İtalyanlar, Hollandalılar vs, şöyle de düşünebilirler. 1984 den bu tarafa, yani gerilla mücadelesinin  başladığı günlerden bu tarafa,  Türkiye’de 11 başbakan görev almıştır.  On Genelkurmay Başkanı görev almıştır   Beş Cumhurbaşkanı görev almıştır. 

15 Ağustos 1984 den bugünlere kadar 25 İçişleri Bakanı   20 Dışişleri Bakanı  gelip geçmiştir  Yedi Milli İstihbarat Teşkilatı   Müsteşarı   bu mücadele sürecinde görev yapmıştır. 

Bu devlet ve hükümet yöneticileri arasında  “bir çakıl taşı bile vermeyiz” diyen de vardır.  “Öyle bir silah kullanırım ki, burada değil insan yaşasın ot bile bitmez” diyen de vardır. “Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” diyen de vardır. Bu söylenenleri, sonuncusu hariç, yaşama geçirmek için yoğun gayretler sarf edildiği de bilinmektedir.

Bu yöneticilerin hepsi de  “bunlar terörün son çırpınışlarıdır” demişlerdir. “Kıstırıldılar, kuşatıldılar yakalanmaları an meselesidir” demişledir. “Aç kaldılar, ağaç kabuklarını kemirmeye başladılar, teslim olmaları an meselesidir” demişlerdir. “Ülkemiz terörden kısa zamanda kurtarılacaktır. Terörün kökü kazınacaktır, başı ezilecektir…” sözünün hemen hemen bütün Türk yöneticiler dile getirmişlerdir.

Ama bütün bunlara rağmen,  gerillanın ayakta olduğu, mücadeleye devam ettiği görülmektedir. Kürd gençlerinin gerillaya katılımları da sürmektedir.

O zaman, bu sürecin toplumsal ve siyasal dayanaklarını irdelemek önemli olmalıdır. Batılı devletler, Avrupa, artık bunları da düşünmelidir. Kürdler ne için mücadele ediyor? Kürdlerin beklentileri nedir? Kürdler nasıl yönetiliyor gibi konular üzerinde durmak önemli önemli değil midir?

“Öyle bir silah kullanırım ki burada değil insan yaşasın, ot bile bitmez” …nasıl bir sözdür? İnsan yaşamayacak, ot bitmeyecek…Köyler, evler yakılacak, yıkılacak. İnsanlar, aileler, yererlini yurtlarını terke zorlanacak… Bu nasıl bir vatan anlayışıdır? Bunun da zengin olgusal dayanaklarıyla irdelenmesi gerekir.

Yukarıda, Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesi (1948)’nin,  Başlangıç kısmından kısa bir bölüme yer verilmişti. Burada,  zulme karşı başkaldırının bir hak olduğu vurgulanıyor. Buna da dikkat çekmek gerekir kanısındayım.

Kürd Siyasal Partileri

Kürdler, 1990’ların başından itibaren siyasal partiler kurdular.  Halkın Emek Partisi (HEP) 1991 Sonbahar’ında kuruldu.  Bu partinin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması üzerine  Demokrasi Partisi  (DEP) kuruldu. DEP’in Ankara’daki Genel Merkezi, 1994 kışında  bombalanmıştı.  DEP de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. 

Bu siyasal partiler, Anayasa’nın 69. maddesine ve Siyasal Partiler Yasası’nın 81/a  maddesine göre kapatılıyordu. Siyasal Partiler Yasası’nın sözü edilen maddesinde,  “siyasal partiler,  Türkiye’de, etnik grupların var olduğunu farklı dillerin var olduğunu ileri süremezler…” deniyordu. Bu maddeye göre DEP de kapatıldı.

DEP’den sonra Özgürlük ve Demokrasi Partisi  (ÖZDEP)  kuruldu. Bir süre sonra, ÖZDEP kendini feshetti. Halkın Demokrasi Partisi  (HADEP)  faaliyete başladı. Mart 2003 de HADEP de kapatıldı.  

HADEP’den sonra Demokratik Halk Partisi  (DEHAP)  çalışmaya başladı. DEHAP 2005 yılında kendini feshetti. Demokratik Toplum Partisi  (DTP)  Kasım 2005 de kuruldu,  Aralık 2009 da Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı.

Barış ve Demokrasi Partisi  (BDP Mayıs 2008 de kuruldu. BDP halen çalışmalarını sürdürmektedir).

HEP, DEP, HADEP, DEHAP DTP Genel Seçimlere katıldılar. % 10 barajından dolayı TBMM’ye giremediler. Ama yerel yönetim seçimlerinde başarılı oldular. 2007 Genel Seçimlerine DTP, 2011 seçimlerinde BDP bağımsız adaylarla seçime katıldı.  Bugün TBMM de güçlü bir grupla temsil ediliyor.  Yerel yönetim seçimlerinde ise çok daha başarılı olduğu görülüyor.

Bir siyasal partinin kurulması, faaliyet göstermesi yöneticilerin, üyelerin çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşılaşması, bazılarını cinayete kurban gitmesi, yaptırımlara rağmen bu çabaların sürdürülmesi geniş olgusal dayanaklarıyla incelenmesi gereken bir süreçtir.  Partinin, Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması,  kısa bir zaman içinde yenisini kurulması bir süre sonra onun da benzer bir yaptırımla karşılaşması… Süreci 20 yılı aşkın bir süredir böyle gelişmesi…

Bu süreç ancak toplumsal dayanakların gücüyle açıklanabilir. Güçlü, yeterli insan kaynakları maddi kaynaklar olmasa, süreç bu kadar rahat işleyebilir mi? Kürdler söz konusu olduğu zaman “terör” diyen Batı’nın, bu durumun da bilincine varması gerekir. Hüseyin Aykol,  Türkiye’de Siyasi Parti Kapatmanı Tarihi, (İmge Yayınları, 2009)   isimli eserinde bu konuda ayrıntılı bilgiler vardır.

Kürd Basını

Kürdler 20 yılı aşkın bir zamandı günlük gazete yayımlıyorlar. İlk günlük gazete 1992 de yayıma başlayan Özgür Gündem’dir.  2007 yılından beri de günlük Kürdçe bir gazete yayımlıyorlar. Bu gazeteler de çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşılaşmıştır. JİTEM’in, Özel Tim’lerin cinayetine kurban giden muhabirler de vardır. Gazeteleri sık sık kapatılması, katılan gazetenin yerine kısa zamanda yeni bir gazetenin yayına başlaması dikkatle incelenmesi gereken bir süreçtir. İnsan kaynakları açısında ve maddi kaynaklar açısında bu değerlendirme yapılmalıdır. 

Bütün bu sistematik baskılara rağmen Kürd basını yaşamını sürdürmektedir. Hüseyin Aykol Kürt Medyasında 20 Yıl (Everensel Basın Yayım, 2009) isimli eserinde bu konuda değerli bilgiler vermektedir.

“Musa Anter Basın Şehitleri ve Gazetecilik Ödülleri”  konulu bir kurum yaratılmıştır.  Sağlıklı bir kurumlaşma gerçekleşmiştir.  Musa Anter de bir gazetecidir. 1993 de, devlet tarafından planlanan katliamla yaşımın son verilmiştir. Özel Tim veya JİTEM tarafından  katledilen gazeteciler  şunlardır: 

 Bu sürecin,  5 Temmuz 1991’de, Diyarbakır’da Vedat Aydın’ın kaçırılmasıyla başladığını, Batman’da Mehmet Sincar’  (4 Eylül 1993),  Behçet Cantürk  (12 Ocak 1994)  Muhsin Melik (2 Haziran 1994), Savaş Buldan (3 Haziran 1994) gibi siyasetçilerle ve iş adamlarıyla devam ettiği çok iyi bilinmektedir. Bu, Öldür, kaçır, göm yönteminin egemen olduğu bir dönemdir.Sedat Yılmaz’ın Pres filmi bu süreci çok iyi anlatmaktadır.

1993’den beri verilen bu ödüllerin hangi gazeteler tarafından verildiği Kürd basında yaşanan süreci de göstermektedir. Ne kadar çok gazetenin kapatıldığı, kapatılan gazetenin yerine kısa zamanda bir yenisinin yayıma başladığı hemen anlaşılmaktadır.

1993   Özgür Gündem

1994   Özgür Ülke

1995   Yeni Politika

1996   Demokrasi

1997, 1998 Ülkede Gündem

1999  Özgür bakış

2000  2000’de Yeni Gündem

2001, 2002  Yedinci Gündem

2003  Yeniden Özgür Gündem

2004, 2005, 2006 Ülkede Özgür Gündem

2007  Gündem

2008  Alternatif ile  Azadiya Welat

2009, 2010 Günlük ile Azadiya Welat

2011  Özgür Gündem ile Azadiya Welat

2012  Ödüller Özgür Gündem ve Azadiya Welat tarafından verilecektir.

Musa Anter Basın Şehitleri ve Gazetecilik Ödülleri,  Kürdçe Haber, Türkçe Haber, Fotoğraf ve Karikatür dallarında verilmektedir. Musa Anter’in fıkra yazarı olduğu,  her şeyden önce fıkralarıyla, makaleleriyle bilindiği unutulmamalıdır. Yazı konusunda da bir ödül konulmalıdır.

_______________________________

 

1Turgut Özal   1983-1987  1987-1989

Ali Bozer  (vekaleten)  1989-1989

Yıldırım Akbulut  1989-1991

Mesut Yılmaz  1991-1991

Süleyman Demirel  1991-1993

Erdal İnönü   (vekaleten)   1993-1993

Tansu Çiller   1993-1995   1995-1995  1995- 1996

Mesut Yılmaz   1996-1996

Necmettin Erbakan   1996-1997

Mesut Yılmaz  1997-1999

Bülent Ecevit  1999-1999   1999-2002

Abdullah Gül  2002-2003

Recep Tayyip Erdoğan  2003-2007 2007-2011  2011-

 

Necdet Üruğ  1983-1987

Necip Torumtay   1987-1990

Doğan Güreş   1990-1994

İsmail Hakkı Karadayı  1994-1998

Hüseyin Kıvrıkoğlu  1998-2002

Hilmi Özkök   2002-2006

Yaşar Büyükanıt   2006-2008

İlker Başbuğ   2008-2010

Işık Koşaner   2010-2011

Necdet Özel  2011-

 

3 Kenan Evren  1982-1989

Turgut Özal  1989-1993

Süleyman Demirel  1993-2000

Ahmet Necdet Sezer   2000-2007

Abdullah Gül 2007-

 

4 Ali Tanrıyar  1983-1984

Yıldırım Akbulut   1984-1987

Ahmet Selçuk   1987-1987

Mustafa Kalemli   1987-1989

Abdülkadir Aksu    1989-1991

Mustafa Kalemli  1991-1991

Selahattin Çakmakoğlu  1991-1991

İsmet Sezgin   1991-1993

Beytullah Mehmet Gazioğlu   1993-1993

Nahit Menteşe  1993-1995

Teoman Ünüsan  1995-1996

Ülkü Gökalp Güney   1996-1996

Mehmet Ağar  1996-1996

Meral Akşener  1996-19997

Murat Başeskioğlu   1997-1998

Kutlu Aktaş  1998-1999

Cahit Bayar  1999-1999

Sadettin Tantan  1999-2001

Rüştü Kazım Yücelen  2001-2002

Muzaffer Ecemiş   2002-2002

Abdülkadir Aksu  2002-2007

Osman Güner   2007-2007

Beşir Atalay   2007-2011

Osman Güner  2011-2011

İdris Naim Şahin 2011-

 

5 Vahit Melih Halefoğlu  1983-1987

Mesut Yılmaz   1987-1990

Ali Bozer  1990-1990

Ahmet Kurtcebe Alptemuçin   1990-1991

Safa Giray  1991-1991

Hikmet Çetin  1991-1994

Mümtaz soysal   1994-1994

Murat Karayalçın   1994-1995

Erdal İnönü   1995-1995

A.Coşkun Kırca   1995-1995

Deniz Baykal   1995-1996

Emre Gönensay   1996-1996

Tansu Çiller  1996-1997

İsmail  Cem  1997-19999   1999-2002

Şükrü Sina Gürel   2002-2002

Yaşar Yakış  2002-2003

Abdullah Gül  2003-2007

Ali Babacan   2007-2009

Ahmet Davutoğlu  2009-2011  2011-

 

6 Korg. Burhanettin Bigalı  1981-1986

Korg. Hayri Ündül   1986-1988

Korg. Teoman koman  1988-1992

Sönmez Köksal   1992-1998

Şenkal Atasagun   1998-2005

Emre Taner  2005-2010

Hakan Fidan   2010- 

 

 

 


Copyright © 2018